Adnan Binyazar

İoanna Kuçuradi

14 Şubat 2020 Cuma

Ekonomik dengesizlikten doğan geçim derdinin dayanılmaz olduğu bir yaşam ortamında, çaresiz kalan genç kadınların, delikanlıların canlarına kıymaları, toplumda umut yıkımına yol açıyor. Öte yandan gün geçtikçe barış umudu köreltilen Ortadoğu’nun karmaşık ortamı, savaş çığırtkanlarının işine yarıyor.     

Gazetemiz Cumhuriyet, kurulduğu günden bu yana hazırladığı özel sayfalarıyla, bilim ve sanat ekleriyle, -bunun en etkili örneği “Le Monde diplomatique”tir- kültürel kaynak yaratmasaydı, okur, işitsel ya da görsel medyanın kışkırtıcı renklerle sergilediği haber görüntülerini, yetkin olmayan kişilerin sahte yorumuna göre değerlendirecekti.          

Kadın çağı

Kadını “evin direği” sayan köklü bir kültürden geliyoruz biz. O günlerin kadını, savaşta eşinin yanında olmuştur. Bugün bile toplumda onun direnciyle sağlanıyor aile bütünlüğü. 

Yüzyıl öncesinde her atılım erkeklerden beklenirdi. Kuşkusuz onların arasında yüz akı nice insanlara günümüzde de rastlanıyor. Ama son elli yılda, toplumsal yaşamı direnerek düzeltmeye çalışan Türkân Saylan, Nermin Abadan-Unat gibi kadınlar canlanıyor gözümde. Onlardan biridir İoanna Kuçuradi de. 

Bu adlar öne çıkarılırken, sanat ve bilim alanında, özellikle hekimlikte adını duyurmuş nice kadın görmezden gelinmemelidir. Bu bağlamda uzayda kara deliği bulan Katie Bouman’ın ekibinde astrofizik profesörü gencecik Feryal Özel’in de yer aldığı anımsanmalıdır. 

Bir düşünür 

Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olduğum yıllarda tanımıştım İoanna Kuçuradi’yi. Yüzü güleç bir hanımefendiydi. Uyumlu yürüyüşüyle, dingin bir ruh yapısına sahip olduğu izlenimi yaratmıştı bende. Yakından tanıyanlar, felsefeyi yaşamın bir parçası sayan kuramsal bilgilerinden değil toplum ve insan ilişkilerine yönelik yorumlarıyla anıyorlardı onu. Uzun yıllar Berlin’de yaşadığımdan, karşılaşmasak da güleç yüzü belleğimde çakılı kalmıştı.  

Yazdıklarıyla çevresinde geniş bir okur kitlesi yaratmış olmalı ki, medyanın düzeyli ekranlarında, gazetelerde, dergilerde görüyor, Kuçuradi’nin yaşamı bilinçle kavrayan düşünce ürünü yorumlarından besleniyordum.

Yanıtlar 

Kuçuradi, Enver Aysever’den sonra, geçen hafta da Figen Atalay’ın, içinde bulunduğumuz kültürel başıboşluğa yönelik sorularını, eğitim olgusunu öne çıkararak yanıtladı Cumhuriyet Pazar ekinde. 

Şu iki alıntı bile, Kuçuradi’nin gözlemlediği eğitimin, amacından nasıl saptırılarak yozlaştırıldığını kanıtlıyor:    

- Çok genel şekilde söylersem: eğitim, kişilere bilgisel ve etik yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olan bir eğitim olmalı; eğitilenlerin olan bitenlere ödünç gözlerle değil, kendi gözleriyle ve etik değer bilgisi ve insan hakları bilgisiyle bakabilecek duruma gelmesine yardımcı olan -bunun alıştırmalarını yaptıran- bir eğitim olmalı, derim. Ve bu eğitim, ilk ve ortaöğretimde tek tip eğitim olmalı, yani kişilerin insanlaşmasına yardımcı olan ve onları öyle yaşamaya hazırlayan bir eğitim. Böyle bir eğitimle tek tip insan yetişmez. Meslek bilgisi bu temel verildikten sonra verilirse, kişinin o mesleği, etik sorumluluğunu da taşıyarak yapmaya çalışacağına ümit edilebilir.

- Bu konuda en önemli önlemlerden biri, çocuklarımızın eğitiminde -bugün yapıldığı gibi- yalnızca bilgisel yeteneklerini geliştirmekle yetinmemek, etik yeteneklerini de geliştirmelerine yardımcı olmak, ama bunu onlara ilgili bilgisel donanımı sağlamakla yapmak.

Bir toplumda eğitimin çağdaş yöntemler geliştirilerek uygulanması, demokratik yaşamın kökleşmesini gerçekleştiren bilimin aydınlatıcı yoludur.


Yazarın Son Yazıları

Sağır kulaklara... 15 Ocak 2021
Eleştiri ahlakı 1 Ocak 2021
Balarısı 25 Aralık 2020
Einstein’ın mektubu 18 Aralık 2020
Hiç yoktan! 11 Aralık 2020
Tolstoy’un bisikleti 4 Aralık 2020
Aydınlanma bilinci 20 Kasım 2020
Öğrenci öyküleri 13 Kasım 2020
Elif ile Ayda 6 Kasım 2020
Korona gülmeceleri 23 Ekim 2020
Boşa giden emekler 9 Ekim 2020