Aykut Küçükkaya

Onun izinde...

27 Ocak 2020 Pazartesi

Bu satırları Münih’te kaldığım otelin lobisinde kaleme alıyorum. Yüreğimizde Elazığ depreminin sarsıntısı... Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu’nun (HDF) davetlisi olarak geldiğim bu kentte cumartesi akşamı bir tiyatro salonunu dolduran Cumhuriyet sevdalılarıyla buluştuk, kalpaksız Kuvayi Milliyeci Uğur Mumcu’yu konuştuk. Bir kez daha anladım ki, “O ölümsüz!..

HDF Genel Başkanı Necip Şahin ve Münih Türkiye Halk Derneği Başkanı Fulya Kip Barnard’la birlikte düzenlenen panelde, Elazığ’ın acısını gurbette derinden hisseden insanlarımız “deprem değil bina öldürür” sözünü anımsattı durdu bizlere. Üç saat boyunca Uğur Mumcu’yu, gazetesini ve ülkeyi konuştuk.

***

27 yıl önce aramızdan çekip aldılar onu. Hani o hepimizin ezbere bildiği, “Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık” diye başlayan tarihi “Sesleniş” yazısında seslendiği halkı bu yiğit gazeteciyi unutmadı. 

Yüreğinde halkına karşı duyduğu büyük sorumluluk duygusu. Ve bu duyguyla sarıp sarmalanan büyük bir gazetecilik. Aydınlanma ve emek kavgasında korkusuz bir yürek. Atatürkçü, Cumhuriyetçi, laik, antiemperyalist, özgürlükçü ve Kuvayi Milliyeci bir aydın!

En yakın arkadaşı Ali Sirmen ağabeyimizin dediği gibi, dost canlısı bir arkadaş: “Uğur hayatı bütün olarak ele alırdı. Eğlenceli bir adamdı. Uğur’la çok güldük. Uğur’u çatık kaşlı savcı olarak düşünenler hep yanılmıştır. Son derece güler yüzlü, şakacıydı. Biraz Balzac’a benzerdi. Zaman zaman konuşurken roman kahramanlarını andırırdı. Uğur mücadeleyi mizahla yaşardı. Uğur Mumcu bunları anlatırken kahkaha ile gülerdik.” Balzac’a benzeyen bir baba... Özgür’le Özge’nin babası!.. Kızı Özge Mumcu Aybars, “Onu, babasını” geçen yıl bize şöyle anlatıyordu:

Çok heyecanlı, bugünden baktığımda ‘çocuk yürekli’ diye tarif edebileceğim bir babaydı. Ağabeyimle ilişkisi bambaşkaydı elbette, ağabeyimin ansiklopedi okuduğunu görünce, ben denedim beceremedim misal (gülüyor) ona ilgilendiği alanlarda taksitle ansiklopediler almıştı. Evimiz bir ansiklopedi cennetiydi. Hâlâ bir konuya bakıyorsam önce ansiklopedik tanımına bakarım. Kedilerle arası iyi değildi ama benim hatırıma, eve getirdiğim kediye mama verir, o kedi yalanıp onun koltuğuna oturunca bir bakar ‘kedi in aşağıya’ derdi. Kedi de inatla onun koltuğuna otururdu. Dışarıda randevularını gündüzden halleder, biz okuldan döndüğümüzde evde olurdu...

O katiller Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük, yiğit gazetecisini aramızdan koparmadılar. O lanet olası bombayı patlatanlar Balzac’a benzeyen çocuk yürekli bir babayı katlettiler...

***

Uğur Mumcu bugün yaşadıklarımızı 30, 40 yıl öncesinden görebilen aydın bir gazeteciydi: 

Kapanan Köy Enstitüleri kapanıyor da ne oluyor? İHL ne işe yarıyor? Bunlar imam, hatip olmuyor... Hukuk fakültelerine gidip yargıç, savcı oluyorlar... Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne gidip kaymakam oluyorlar... 2000 yılına doğru baktığımızda vali ilahiyat mezunu, Emniyet müdürü İslam enstitüsü mezunu, kaymakam İHL mezunu olacak... General olacak...

Siz bakmayın “Uğur Mumcu gazeteciliği tanımı bana bir şey ifade etmiyor” diyenlere... Mumcu’nun dediği gibi: “Bizde gazetecilik anlayışı şu: Köşende oturacaksın, çayını içeceksin, yazını yazacaksın. Oysa gazetecilik haber demek ve her gün yenilenen bir olay.” Hiç kuşkunuz olmasın, Cumhuriyet muhabirleri “yetmez ama evetçi, bir dönem AKP iktidarı, bir dönem cemaat yalakası olan dönek liboşlara” inat Uğur Mumcu’nun izinde yürüyor, yürüyecek. Ve onların “korkulu rüyası” olmayı sürdüreceğiz. Korkulu rüya dediysek, tırsmayın!.. Biz aynı zamanda Balzac’a benzeyen çocuk yürekli bir adamın izindeyiz. Bazen “güleriz”, bazen “kedilere mama veririz”. Ama onun Seslenişi’nde yazdığı gibi “Mustafa Kemal’den armağan bağımsızlığımızdan” asla taviz vermeyiz!.. 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bitsin bu işkence!.. 29 Kasım 2021

Günün Köşe Yazıları