Olaylar Ve Görüşler

Yakın geçmişin öğrettikleri

02 Aralık 2019 Pazartesi

Yazar: Daver Darende - Emekli Diplomat

ABD ve Batı’nın destek ve koruması altında yıllar geçtikçe güçlenen ayrılıkçı Kürt hareketinin Türkiye’yi ve bölgemizi doğrudan doğruya etkileyecek sorunlar yaratacağını bilmeliydik. Ne acıdır ki, o yıllarda Türkiye’yi yönetenler bu gerçeği görmeyerek küresel güçlerin etki alanına girdiler.

O dönemin muhalefet liderliğini üstlenen Bülent Ecevit’in Milliyet gazetesinin 14 Ağustos 1995 tarihli sayısında yer alan açıklaması, o günlerde ne büyük kaygı içinde olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Yine aynı oyun

Ecevit, görüşlerini şöyle açıklamıştır:

“Kuzey Irak’ta çok ilginç gelişmeler var. CIA Başkanı'nın Başbakan’la görüşmesi - o dönemde Tansu Çiller Başbakan’dır- normal bir şey değil. ABD’nin Türkiye’ye verdiği tanker uçaklarının amacı belirsiz. Dublin toplantısında Irak’ı bölerek resmen Kuzey Irak’ta Kürdistan devletinin kurulması girişimi olduğu görülüyor.”

Ecevit aynı açıklamasında, 1995 yılında Türkiye’nin tehlikeli bir tuzağa çekilmek istendiğini fark ederek Dublin toplantısının Türkiye’yi Kuzey Irak’ta ABD mandasında oluşturulacak Kürdistan devletinin bir nevi garantörü statüsüne getireceğini ifade etmiştir.

Ecevit’in bu açıklamasındaki son sözleri şöyleydi:

“Ankara bir yandan ‘Irak’ın toprak bütünlüğü korunsun' diyor, bir yandan da Irak’ın bölünmesine katkıda bulunuyor.” (Milliyet, 14 Ağustos 2010)

Küresel gücün mimarları aynı oyunu bu kez günümüzde Suriye’de sahneye koyarak Türkiye’yi tuzağa düşürme çabası içinde görünmektedirler.

Bu karanlık tablo içinde Suriye konusunda iki süper güç, ABD ve Rusya’nın anlayış birliği içinde olmaları dikkat çekicidir. Ancak asıl dikkat çekici olan, gerek ABD’nin gerek Rusya’nın Türkiye’nin terörist olarak nitelediği YPG unsurlarına karşı müzahir davranmalarıdır. Örneğin, 13 Kasım 2019 tarihinde gerçekleşen kritik Washington Zirvesi’nde ABD, YPG’yi desteklemeye devam edeceğini açıklamaktan çekinmemiştir.

Ödün vererek sorun çözülmez

Ulusal güvenliğimiz için tek seçenek olarak ABD’ye kayıtsız şartsız bağımlılığı öngören, uzun yıllardır izlenen, çoğu kez savunmada ve yüzeyde kalan dış politikanın sonucu sözde “stratejik müttefikimiz” ABD, Türkiye’yi kendi çıkarları için kullanırken başarılı olmuştur. Ödün vermekle sorunlar çözülmüyor. 

Uluslararası görüşmelerde elinizde koz yoksa kaybetmek kaçınılmazdır. Hiçbir devlet anlaşmalarla perçinlenmiş haklarından vazgeçemez. Vazgeçerse varlığı tehlikeye girer.

Taraf olunmamalıydı

Türkiye, bu duyarlı dönemde Suriye’ye yönelik emperyalist müdahaleye taraf olmamalıydı.

Ülkemizin ulusal çıkarlarını yılmadan savunan, şimdi aramızda olmayan değerli hocam Prof. Mümtaz Soysal, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan 8 Şubat 2012 tarihli makalesinde şöyle demişti:

“Suriye konusunda davranış Libya konusundaki kadar şaşırtıcı... Ankara akıllıca, hatta bilgece davranabilmeliydi, olmadı”

Ne yazık ki, bu konuda bilgece davranamadık.

Ülkemiz, dayatılan ve sinsice hazırlanan bu büyük oyun karşısında komşumuz Suriye ile ivedilikle diyalog kurmalı ve başta komşularımız olmak üzere dünya ülkeleriyle Atatürk’ün öngördüğü ilkeler doğrultusunda bir dış politika izlemelidir.