Örsan K. Öymen

Anayasa İslama mı uyacak?!

02 Aralık 2019 Pazartesi

AKP Genel Başkanı ve “CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın geçen hafta düzenlediği 6. Din Şûrası’nda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkelerinden birisi olan ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yer alan laiklik ilkesi açısından, en sorunlu konuşmalarından birisini yapmıştır.

Laiklik, dinin, devlet, siyaset, hukuk, eğitim işlerine karışmaması ve bu koşulla, devletin dini inanç ve ibadet özgürlüğünü güvence altına almasıdır. Laiklik dini ortadan kaldırmaz, ancak dinin yetki alanına bir sınır çeker.

Anayasanın 2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti”dir.

Anayasanın 14. maddesinde de şu yazılıdır: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasanın 24. maddesinde de şu yazılıdır: “Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Erdoğan 9 Temmuz 2018 tarihinde TBMM’de şu andı içmiştir:

Cumhurbaşkanı sıfatıyla, devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkilaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma, büyük Türk milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine and içerim.

Erdoğan, 6. Din Şûrası’nda ise şunları söylemiştir:

Dinimiz İslam, hayatın tüm alanlarını kuşatan, kucaklayan, ihata eden kurallar, yasaklar manzumesidir. Ticaretimizden beşeri münasebetlerimize, eğitim öğretimden evliliğe, temizlikten kılık kıyafete, yaşantımızın her safhasını düzenleyen bir dine inanıyoruz.

Zaman ve şartlar değişse de, İslamın nasları değişmeyecektir. Nerede ve hangi zamanda yaşarsak yaşayalım, kelimeyi şehadet, namaz, oruç, hac, zekât bizler için farzdır ve öyle kalacaktır. Faiz, yalan, zulüm, kibir, iftira, tecessüs, zan, hırsızlık, masumu öldürmek ise yasak olmaya devam edecektir. Hangi sebeple olursa olsun Kuran’ın emirlerini yok saymak, hafife almak veya hükümsüz kılmak bir Müslümana yakışmaz. Dolayısıyla dinde ekleme çıkarma, yani bidat olmaz. ‘Bana uymuyor, zamana uymuyor, hoşuma gitmiyor, aklım almıyor’ bahanesiyle kimse nasları inkâr edemez. Çünkü bir Müslüman dinini hayatın şartlarına göre değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükelleftir.

İslam bize göre değil, biz İslama göre hareket edeceğiz. Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz. Elbette bu süreçte aşırılığa, ifrata ve tefrite de kaçmayacağız. Özellikle dini, hayattan tecrit eden, sadece belli kalıplara, şekillere, davranışlara hapseden dogmatik bir anlayışa itibar etmeyeceğiz.

Faiz, yalan, zulüm, kibir, iftira, tecessüs, zan, hırsızlık, masumu öldürmek” konularında AKP hükümetinin üzerine düşeni yapıp yapmadığı, ayrıca dinin bu ilkelerden ibaret olup olmadığı ve dinin kendisinin dogmatik olup olmadığı tartışması bir yana, Erdoğan, “Biz İslama göre hareket edeceğiz” derken, “biz” ifadesiyle kimi kastetmektedir? Kendisini mi, Müslümanları mı, Müslümanlığın Sünni mezhebinden olanları mı, laiklik ilkesini benimsemiş Müslümanları mı, laiklik ilkesine karşı çıkan köktendincileri mi, tüm vatandaşları mı, devleti mi, hükümeti mi?

Anayasa mı İslama uyacaktır, yoksa İslam mı anayasaya uyacaktır?!