Enver Aysever

Sen, ben, o… Ama kim?

02 Aralık 2019 Pazartesi

Güzel bir Mersin sabahında yazıyorum bu satırları. Kitap fuarları, insanlarla iç içe olmak fırsattır her zaman. İlkin Adana’ya, ardından Mersine gelince bölge insanıyla ilgili bilgilerimi güncelledim.

İnsanlar son yerel seçimlerde edinilen sonuçtan memnun. Elbet “Hangi insanlar” diye soran olacaktır. Laiklik, Cumhuriyet kaygısı olanlar diyeyim kabaca. CHP’de yeniden ortaya çıkan iç çatışma görüntüsü üzüyor insanları, umutsuzluğa taşıyor. Yapısı kırılgan İYİ Parti’de de benzer durumlara rastlıyoruz gerçi. Kaşıkla biriktirdiklerini, kepçeyle döküyor olmaktan rahatsız insanlar. RTE Türkiyesi’nin önümüze önemli sorunlar koyduğunu bilip “sen-ben” çatışması gibi duran didişmeler yoruyor, kırıyor toplumu.

Örgütlü olma bilinci, birlikte hareket etme iradesi konusunda pek başarılı değil “düzen partileri”. Görünür, sorumlu temsilciler şimdiden kurultay telaşına düşmüş durumda. CHP kurultayı yaklaştıkça daha çok baş ağrıyacak, o belli oldu. Oysa çoluk çocuğun ırzına geçenlerin salıverileceği yasalar hazırlanıyor TBMM’de. Hangisi daha önemli? Yurttaşlar gerçeklerden söz edilmesi, somut önerilerle mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyor. AKP’nin dayattığı gündem, siyasal dil riskli ve yazık ki hep kendine artı yazıyor.

Millet İttifakı”na pek itibar etmeyen, hatta bu türden koalisyonların riskli olduğunu düşünen biri olarak Adana’da ziyaretime gelen Saadet Partililer şaşırttı doğrusu. İlçe yöneticileriyle el sıkıştık, söyleştik biraz. Cumhuriyetçilik konusunda uzlaşı sağlanmış; tepede, parti örgütleri de buna uyuyor. Bu iradeyi gösteren taban, tavandaki didişmeye öfke duymakta haklı. Bu arada “Millet İttifakı” tam olarak kimlerden oluşuyor, orası muğlak, söyleyeyim. Söz gelişi büyükşehirlerin kazanılmasında önemli rol alan HDP neresinde oluşumun?

Sorumun nedeni, erken seçim çağrılarının artmasıdır. Erken seçim ihtiyacı var mı? Bana kalırsa neyi seçeceğimiz, nasıl seçeceğimiz tartışılmadan anlamsız olur yeniden sandığa gitmek. Israrla güçlü Meclis vurgusu yapılmalı. Cumhurbaşkanlığı eskisi gibi temsili hale gelmeli. Ki seçim anlam taşısın. Şöyle düşünün; gücü olmayan Meclis’e vekil seçiyorsunuz, sizi temsil etme, irade koyma hakkı olmayan bir yapıdan söz ediyoruz. Doğrusu o koşulda sandık giderek değersizleşir, anlamını yitirir. Belki geniş bir ittifak söylemi ortaya konmalı ve ısrarla “Türk tipi başkanlık” denen düzen önce halkoylamasına götürülmeli. Meclis sadece bu işi görse hayli önemli işlev üstlenmiş olur.

 

Yeni bir Cumhuriyet için

Çok zamandır çöken bir Cumhuriyetin üzerinde tepinip duruyoruz. Büyük enkaz bu! Beraberinde yenisini kurma olanağı da getiriyor. Eğer eşit yurttaşlık üzerinden, Meclis’i güçlü bir Cumhuriyet çıkarırsak bu tablodan büyük iş yapmış oluruz. Gelecek kuşaklara borcumuz budur. Şu “laiklik” sorununu açık biçimde tartışmalı, çözmeliyiz. Artık kangrenleşen sorunları da başka türlü çözemeyeceğimizi herkes öğrendi sanırım. Ne Kürt meselesi, ne iktisadi açmazlar, ne inanç sorunları “laiklik” olmadan çözülebilir. Laiklik demeden demokrasi” talep etmenin gülünçlüğünü anlamayan siyasilerden yorgun toplum... AKP, üzerine düşeni yapıyor. Kindar nesil için gaza basıyor, ya onunla mücadele etmesi gerekenler ne halde? Eğer neyi, nasıl savunacağını bilmezsen sonuç almak olası değildir.

Neo-liberal dil, siyasal iklim belki dünyada en çok bizim gibi ülkelere zarar verdi. Doğru dürüst ideolojik zemini olmayan siyasi yapılar birbirinin içine girdi. Sonunda çıkara dayalı siyasal ilişkiler ağı içinde kayboluyoruz. Bir an önce tutarlı, hedefi belli, dirençli örgütler haline gelmeli partiler. Oysa kırılgan, salt yararcı ilişkilere dayalı haldeler. Liberal dil, her kavramı altüst ederek tam da AKP’nin aradığı iklimi yarattı. Yeniden ve inatla...

 

İdeolojisizlik sorunu

Adana’da bir okur “yetmez ama evet” konusunu açınca, ben yine aynı hırsla söze sarıldım. İki 12 Eylül ülkeyi bu hale getirdi. 80’dekine yapacak bir şey olmamıştı. Ama 2010’un mimarları aramızda. Hâlâ “O gün de haklıydık, şimdi de haklıyız” kibriyle kalem oynatıyorlar. Oysa topluma dayatılan ideoloji nefretini tam da onlar pazarladı. İdeolojisi olmayan parti, hatta insan olur mu? Doğru programın yoksa, günlük sığ söylemlerle ancak bir yere dek başarı sağlayabilirsin. Bugün hâlâ bir Cumhuriyet varmış, ilkeleri de herkesi bağlarmış gibi davranmak da ayrıca acıklı, gülünç.

Diyeceğim, güzel bir Mersin sabahında (Herakleitos’a selam olsun) kendimi de yanımda getirdiğim için bunları düşündüm.