‘Saraydan Kız Kaçırma’

02 Aralık 2019 Pazartesi

Mozart, bu adı taşıyan bir opera yapıtı besteledi.

Konu, Osmanlı Sarayı’na kaçırılan bir kızın kurtarılışı idi. Wolfgang Amadeus Mozart, müziğin bu dâhi çocuğu (1756-1791), bu yapıtıyla “saray”ın karanlık işler yapılan bir yer olduğuna da vurgu yapıyordu.

Bütün “saraylar” kuşku dolu işlerin yapıldığı yerler olmuştur.

Saray entrikaları” deyimi boşuna değildir.

Saray soytarısı”, “saray borazanı”, “saray şakşakçısı” saraya yanaşıp çıkar sağlayanları tanımlayan terimlerdir.

Saray”, yukarıda bir yerde durur, saraya “çıkılır”, orada karanlık bir güç vardır.

Saray”, bütün şaşaasına, bütün şatafatına, bütün debdebesine karşın kuşkulu, entrikaların döndüğü, karanlık dehlizlerinde nelerin yaşandığı bilinmeyen bir yer olarak bilinir.

Türkiye Cumhuriyeti, sarayın sembolü olan her şeyi reddeden bir meydan okuma ile kurulmuştur.

 

                                *            *           *

Çankaya Köşkü, İstanbul’daki “Padişah Sarayı”na karşı verilen mücadelenin simgesidir.

Köşk, Saray’a karşıdır.

Köşkte oturan Kurtuluş Savaşı’nın Gazisi’dir, Büyük Millet Meclisi’nin Reisi’dir, ülkenin Cumhurbaşkanı’dır.

Saray’da oturan ise sultandır, halifedir, ülkenin tek hâkimi, ülkenin tek adamıdır.

Genç Cumhuriyetin kuruluşu saraya ve onun temsil ettiği her şeye karşı verilen mücadelenin sonucudur.

AKP “Reisi”nin Ankara’da bir saray yaptırması boşuna değildir. Ankara’nın ortasına dikilen “Saray”, Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı çıkan bir anıt anlamındadır.

Sizin köşkünüze karşı bizim sarayımız.

Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı Osmanlı sultanlığı.

R.T. Erdoğan’ın “İtibardan tasarruf olmaz” sözü, itibarın nerede arandığını gösteren açık beyandır.

İtibar saraydır, şatafattır, debdebedir, gösteriştir.

Geçmişte kız kaçırışı opera yapıtı olan “saray”, günümüzde siyasal tuzakların gizlenen yuvası mı olmaktadır?

Saray’a giden CHP’li” olayı, ne yazık ki ülkenin içine sürüklendiği anomiyi (değerlerin kayboluşunu) göstermektedir.

Cumhurbaşkanlığı gibi saygın bir makamı temsil etmesi gereken “Saray”, gizli entrikaların döndüğü bir yer durumuna gelmekte, buraya gelip de CHP başkanlığını konuşan “parti haini” ile bunu konuşan “Reis” de kuşkulu bir duruma sokulmaktadır.

Bu olay, bir özür ile, bir “yanılmışım” sözcüğü ile kapanmayacak önemdedir.

Aslında, “tek adam iktidarı”nın ne denli kırılgan bir zeminde durduğunu göstermektedir.

Bir gazetecinin bir gazeteciden “duydum”, “kaynağımı açıklamam”, “ama teyit ettirdim, kaynağım ısrar etti” gibi rivayetlerle açıkladığı olay, ortalığı karıştırmaya yettiyse bunun anlamı “artık ortada güvenilecek hiçbir şeyin kalmadığı”dır.

Güven bunalımı Saray’dan sokağa kadar her yere yayılmıştır.

Bu durum ülkenin en büyük kaybıdır.

 

Ya Cumhuriyet Halk Partisi?

 

Eğer CHP’nin gücü “başkanının kim olacağında” görülüyorsa ortada büyük bir sorun var demektir.

Başkanın Kemal Bey değil de Muharrem Bey olması ya da Ekrem Bey olması Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar olması için gerekli görülüyorsa bu da zayıflık demektir.

Bir “siyasal parti”nin güç kaynakları ilkeleri ve örgütüdür.

İlkelerinden güç almayan, örgütünü başarıya hazırlamayan bir siyasal parti ancak kişilerden medet umar.

Böyle bir CHP’nin, bugünün AKP’sinden farkı kalmaz.

CHP, kişilere değil, ilkelerine sarılmalıdır.

CHP, örgütünü ilkelere dayalı başarısı ile iktidara hazırlamalıdır.

CHP, iktidar olacağına toplumu inandırmalıdır.

Bunun için de mırıldanarak değil, açıkça meydan okuyarak iktidarı istemelidir.

AKP’nin zayıflamasına değil, kendi gücüne dayanmalıdır.

Hayatın her alanında sesini yükseltmeli, sözünü söylemelidir.

Başkan, bütün bunları temsil eden bir simge olmalıdır.

Başkan, partinin güçleri olan ilkeleri ve örgütü temsil etmelidir.

Başkan, partisinin geleceğini anlatabilmelidir.

CHP, AKP’nin akışına kendini kaptırarak iktidara gelemeyeceğini anlamalıdır.

CHP, Saray’a karşı “Halkevi” olmalıdır.

CHP, halkın evi, halkın yeri, halkın yuvası olmalıdır.

Saray’a kim çıkarsa çıksın, başarı halkın evinde olmaktır.

Başarı her zaman doğrunun, dürüstün, insandan yana olanın, insan için çalışanın ödülüdür.

Tarih bize bunu gösterir...