Referans Eskişehir

17 Kasım 2019 Pazar

Eskişehir, Anadolu’nun en aydınlık, çağdaş, evrensel değerlerine sahip kenti. Bu gerçekte en önemli etken Yılmaz Büyükerşen. 1999’dan bu yana her seçimde Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesi. Bunu bilmeyen yok ama tekrarlamakta yarar var! Benim en büyük şansım Büyükerşen’i taa 1974’ten beri Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde ilk televizyon verici istasyonlarını, stüdyolarını, tiyatroları kurduğundan beri izlemem ve yıldan yıla kenti nasıl dönüştürdüğüne tanıklık etmem...

Odunpazarı mucizesi

Geçen eylül Eskişehir’de artı değer olarak açılan Odunpazarı Modern Müze’yi (OMM) görme fırsatını ise yeni yakaladım. 30 yılı aşkın bir süredir İstanbul’da Nev Galeri mucizesini yaratmış ve sürdürmekte olan Haldun Dostoğlu önderliğinde birkaç kişi kendimizi müzenin önünde bulduk.

OMM, koleksiyoner Erol Tabanca’nın doğup büyüdüğü kente bir armağanı. Müzenin mimarisi için ünlü Japon mimar Kengo Kuma ve ortaklarını seçmesi zamanında çok tartışıldı. Frank Gehry, Guggenheim Müzesi’yle nasıl Bilbao kentini “uçurduysa”; Calatrava, köprüleri ve yapılarıyla nasıl Valencia’ya dikkatleri çektiyse, aynı beklenti içinde olmak çok doğal. Şimdiden beklenti doğrulandı. İki ayda 50 bin kişi müzeyi gezdi. Yabancı gruplar sırada. Tartışmaya girmeyip izlenimimi özetleyeceğim: Çok çarpıcı, çok etkileyici, çok dinamik bir yapı. (Üniversite şehri olan Eskişehir’in genç nüfusu gibi.) Fazlasıyla davetkâr! Gel diye sizi içine çekiyor. (Kentin kendisi gibi.) Çevredeki o tarihi dokuyla diyalog halinde. (Anadolu ahşabıyla Sibirya’dan gelen ahşap birbirine göz kırpıyor.) Önünde uzanan, merdivene benzemeyen merdivenler ve arkasındaki OMM Kafe, OMM Inn ile harika uyumlu bir ilişki içerisinde... Gündüz ayrı güzel, gece ayrı...

Dışarıdan bakınca, bu çarpıcı ahşap yapı sistemi ya içeridekileri eziyorsa endişesine kapılmadım değil...

Ve Vuslat

Boşuna endişelenmişim. Öyle olmadı. İçerisi havadar, bol ışıklı ve ışık oyunlu. En geniş ilk kattan giderek daralan üçüncü kata dek, irili ufaklı farklı ölçekte mekânlar, eserlerin tadını çıkarmanıza yol açıyor... Hem de bu daralma, Osmanlının kubbe kavramına bir gönderme.

Müzedeki ilk serginin başlığı “Vuslat”. Bu ilk serginin küratörü de olan Haldun Dostoğlu, üç kavuşma sahnesinden ilham aldığını söylüyor: 1) Kadim kent Eskişehir, çağdaş müzesine; 2) Koleksiyoner, hayallerine; 3) Eserler, seyircisine kavuşuyor.

Koleksiyondaki bini aşkın eser arasından Haldun Dostoğlu’nun seçtiği yerli ve yabancı 60 sanatçının eserlerini izlerken, bu Vuslat’tan elbet ben de pay alıyorum. 1950’lerden bu yana yapılmış eserler arasında süregelen kuşaklar arası iletişimin tadını çıkarıyorum, coşkusunu yaşıyorum.

Ferruh Başağa, Nuri İyem, Erol Akyavaş’la başlayıp; Gülsüm Karamustafa, İnci Eviner’den geçip; Yağız Özgen, Gizem Akkoyunoğlu (sonuncular 1987 doğumlu) gibi gençlere ulaşan müthiş bir zenginlik...

YAŞAYAN KENT

Yaşayan kent Japon sanatçı Tanabe Chikuunsai’nin dört elementin (ateş, hava su, toprak) insan ilişkisine odaklanan bambu örgü dev eseri hâlâ müzenin cazibe merkezi. Haldun Dostoğlu eserin “başka sanatçılara ufuk açıcı rolünü” vurguluyor. Mimar Kenzo Kuma da zaten müzeyi tasarlarken en çok “Eskişehir’in yaşayan bir kent” olmasından etkilenmış; “Referans Eskişehir” demiş! (Haldun Dostoğlu’ndan kaptığım bu tümceyi ben de aldım başlığa koydum. Eskişehir’e gitmişken, Odunpazarı’nda Eldem Sanat Galerisi’nde Melike Bayık’ın küratörlüğündeki “Standart” sergisini sakın kaçırmayın. Hem yapı ve galeri hem sergi çok değerli. Eskişehir yalnız şahane parkları, gondollu Porsuk Çayı’yla, yapay plajlarıyla, heykellerle donatılmış sokaklarıyla değil, müzeleriyle de yaşıyor: Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Balmumu Müzesi, Ahşap Eserler Müzesi, Lületaşı Müzesi vb. Darısı tüm kentlerimizin başına...