Olaylar Ve Görüşler

Mümtaz Soysal’dan kimi ‘yazılmayanlar’

17 Kasım 2019 Pazar

YAZAR: Erol MANİSALI

Yakınlığımız Kıbrıs, Denktaş, Türk-Yunan ilişkileri, “ulusalcı ve antiemperyalist birlikteliğimiz” merkezinde dolandı durdu. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra hep beraber olduk. Soysal Denktaş’ın hukuki konularda “resmi danışmanı”, ben de “resmi olmayan gönüllü danışmanı” konumundaydım.

1990’da Kıbrıs Araştırmaları Vakfı’nı birlikte kurduk. Kuruluşta ben, Soysal’ın başkan olması için çabalıyordum, o ise benim başkan olmamda ısrarcı oldu. Sonunda ben kaybettim, beni başkan yaptılar (!), Soysal da başkan yardımcısı oldu, aramızdaki tek çekişme bu oldu! (*)

Denktaş’ın da konuşmacı olduğu Almanya ve İngiltere konferanslarında Denktaş’la bir kürsüyü Soysal’la paylaştık. Londra’daki seminerde Rum holiganlar, KKTC Dışişleri Bakanı Kenan Atakol’a sopalarla saldırarak darp etmişlerdi. Polis, Denktaş, Soysal ve beni arka kapıdan kaçırarak kurtarmıştı.

ÖNEMLİ AYRICALIK

1990’ların sonları: HBB TV’de Ecevit, Denktaş, Soysal ve bendeniz konuğuz. Kıbrıs ve dış politikayı 2.5 saat boyunca konuşuyoruz, tartışıyoruz. Mahşerin 4 atlısı misali, yeri göğü inletiyoruz, herkes formunda. Ve bugünlere gelen, getirilen Türkiye, siyahla beyaz gibi. O dörtlüden kalan sadece benim, düşündükçe rüya gördüğümü zannediyorum!

1984-1994 yılları arasında, her yıl mayıs ayında KKTC’de düzenlediğim “Uluslararası Girne Konferansları”nın hemen hemen hepsinde Soysal konuğum oldu.

Mümtaz Soysal’ın, “kendi düşüncelerinden ve inançlarından hiç ayrılmadan yoluna devam ettiğini gösteren bir örnek”: 1980’li yıllarda Çetin Altan ile Soysal’ın arası “limoni” iken Çetin Altan bana, “Sen Soysal’la çok yakınsın, ama o Galatasaray’dan mezun olmasına rağmen BJK’li kalan tek kişidir!” demişti. Altan sözüm ona, Soysal’ı eleştirmek için bunu söylüyordu: ama bana göre, Soysal’ın BJK’li kalması, “onun kendi doğrultusundan hiç sapmadığını gösteren önemli bir ayrıcalıktı.” Eğilip bükülememişti, yaşamı boyunca da bunu “kanıtladı.”

Son görüşmelerimizden birinde Soysal, Beşiktaş’taki evinde bana, bunu övünerek ifade ediyordu: “biri benim, iki BJK’li çıktı” diyordu. Benim bir “ÇARŞI’lı” olduğumu bildiği için söylüyordu bunu. 1990-1991’de BJK şampiyon olurken mayıstaki Girne Konferansı’nda, hep birlikte, hem de formaları giyerek kutluyorduk.

Attilâ İlhan, Ankara günlerinde Mümtaz Hoca ve Sevgi Soysal’la çok yakındı. Bana sohbetlerimizde anlattı: Sevgi Soysal malum hastalığa yakalandığında Attilâ İlhan’a, “İlhan Abi doktorlar bir yılın kaldı diyorlar, bir romana başlıyorum, ne yapacağım” der. Attilâ İlhan da “hiçbir şey yokmuş gibi devam et” yanıtını verir. Sevgi Soysal romanını büyük ölçüde tamamlar, biraz eksik kalsa bile. Bunu Attilâ İlhan’la sohbetler kitabımda yazdıktan sonra Mümtaz Soysal, bana oldukça hüzünlü bir ifade ile “Benim bundan haberim olmadı, ne Sevgi ne de Attilâ İlhan söyledi” diyordu...

VE BİRLEŞTİĞİMİZ YER

Sol, ulusallık ve antiemperyalizm, Mümtaz Hoca ile bütünleştiğimiz noktalardı. Bir sohbetimizde Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs’ı konuşurken kendisine: “din, ulusallık ve ulusal çıkarlar ilişkisinin, Yunanistan’da bütünleştiğini”: “bizde ise dinin, ayrıştırarak kutuplaşmaya yol açan bir sonuç doğurduğunu” savundum. Yunanistan’da Helenizm ile Ortodoks kilisesinin birleştirici olduğunu söyledim. Kıbrıs’ta da Rumlar, çok eski yıllardan beri kiliselerini Yunan bayrakları ile süslerler.

Bu konuyu 1970’li yılların başında değerli bilim insanı ve diplomat Suat Bilge ile sohbetlerimizde de sık sık konuşurduk. Bugün Türkiye’de “siyasal İslam yönündeki uygulamaların, ülkede kutuplaşmayı nasıl artırdığını da birebir yaşıyoruz.

BAKANLIĞI BATICILARI ÇILDIRTTI

Mümtaz Hoca, benim bu düşünceme katıldığını ve bu konuda uygulamaya yönelik araştırmalar yapılması gerektiğini ifade etmişti.

Soysal, dışişleri bakanı olunca hem Washington hem de Brüksel adeta çıldırdılar. “Karşılıklılık” ilkesine, “Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ne kadar bağlı olduğunu” çok iyi bildikleri için onu indirmeye çalıştılar. Özelleştirmelere ve yabancılaştırmalara şiddetle karşı duran bir insan dışişleri bakanı oluvermişti! İçimizdeki “Batıcıları” harekete geçirerek onun bakanlıktan indirilmesini sağladılar.

Mümtaz Hoca, “Batılı kafada idi, Batıcılardan nefret ederdi, ulusalcı ve antiemperyalist bir düşünürdü.” Onunla çok uzun yıllar beraber olarak, beraber çalışarak, uzun sohbetler ederek birebir yaşamış olmak, benim için büyük ayrıcalıktır.

1961 Anayasası’na katkıda bulunan bir insan, tek kişi rejimine dönüşü görerek gitti...

(*) “Yüzleşme”, Cumhuriyet Yayınları, s 73, 2019