Yazgülü Aldoğan

Sadece hocaların hocası değil, aydın bir insandı

14 Kasım 2019 Perşembe

İstanbul’dan Ankara’ya sırf Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basın Yayın Yüksek Okulu’nda eğitim görmek ve iyi bir gazeteci olmak için gitmiştim. Hiç de pişman olmadım! Hemen hepsi şahane hocalarımız oldu, ama bir tanesi vardı ki, onun sadece hocalığına değil, insanlığına, duruşuna, tavrına, aydınlığına, zarafetine de hayrandım. O, Mümtaz Soysal’dı. Anayasa profesörü idi ama bize anayasa derslerine yine hocaların hocası Bahri Savcı gelmişti. Mümtaz Hoca’yı ikinci sınıfta, siyasal sistemler dersinde tanımış ve hayran olmuştum. Ağzından çıkan her cümleyi yutar gibi dinlerdik. Bize demokrasiyi, insan haklarını, faşizmi, komünizmi, liberalizmi anlatır, derste çıt çıkmaz, sadece not tutardık. Kendisini hem sever, hem sayar, hem çekinirdik. Sabah ilk dersti sanırım, bir kez geç kalmıştım. Yerime geçip oturup, yerleşene kadar derse ara vermiş, sonra da “Şu konudan bahsediyorduk” diye bütün anlattıklarını baştan anlatırken ben yerin dibine geçmiştim. Bir daha ne mümkün geç kalmak, erkenden gelip oturup beklerdim! Derslerini o kadar sever, kendisine o kadar hayranlık beslerdim ki lisans eğitimim bittikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde doktora sınavını kazanıp siyaset ve kamu yönetimi kürsüsünde yeniden öğrenci olunca ondan tekrar feyz almak istedim. Anayasa Mahkemesi ile ilgili seçimlik bir ders veriyordu. Hocanın notu kıt diye benden başka kimse seçmemiş! Beni çağırıp, “Ben bu derste Anayasa Mahkemesi üyeleri ile ilgili bir araştırma yaptırmak istiyordum, sizden başka kimse seçmemiş, tek başınıza yapamazsınız. Başka bir ders seçin” dediğinde kabul etmedim. “Başkalarının niye seçmediklerini tahmin edebiliyorum. Sizden çekiniyorlar. Ama onlar seçmedi diye beni sizinle bir yıl ders yapmaktan mahrum edemezsiniz. Dersi başaramamak hiç önemli değil, elimden geleni yaparım. Kalırsam da başka bir ders alıp tekrarlarım. Yeter ki sizden eğitim alabileyim” dedim. Hoca şaşırmıştı. “Bu benim hakkım” diye ısrar edince de kabul etti. Bir yıl boyunca baş başa ders yaptık! Yıl sonu notum başarılıydı. Anayasa Mahkemesi’nin yaşayan bütün üyeleriyle tek tek anket yaptım. O sırada ANKA Ajansı’nda gazeteci olarak çalışıyordum. Bu benim meslek hayatıma da katkıda bulundu. Yüksek yargı muhabirliğine de başladım. Ama en önemlisi Mümtaz Hoca’nın yaktığı ışıktan faydalanmaktı. Doktoramı bitirdikten sonra anayasa hukuku kürsüsünde çalışmak, anayasa hukukçusu olmak istiyordum. O sırada 12 Eylül darbesi oldu. Gece yarısı gazeteci arkadaşlarımdan öğrendim haberi, kafam da iyi miydi ne, bir cesaret, Mümtaz Hoca’ya telefon ettim. “Ben anayasa hukukçusu olmaktan vazgeçtim. Bu ülkede on yılda bir anayasa değişiyor, hangi birini öğreneceğim, bu kadar darbe yapılırken anayasa mı kalır, hukuk mu kalır?” Telefonda gülmeye başladı. “Yarın konuşuruz, hadi sen yat uyu şimdi” dedi.

Hocam hayatının son yıllarını ne yazık ki ona yakışmayacak bir hastalıkla, bilinçsiz geçirdi. Belki de böyle olması, yaşadığımız hukuksuz, adaletsiz, hatta anayasasız günlerin acısını hissetmediği için iyi oldu. Hiç kuşkusuz, zaten sakatlanmış anayasa ve parlamenter sistemin yerine oturtulmuş, güvenlik ve denetim ayarları olmayan bir tek adamlık rejimi, partili cumhurbaşkanlığı sistemini, kararnamelerle ülke yönetildiğini görseydi, ya bir yerlerine inme inerdi ya da sesini öyle bir çıkarırdı ki kendini içerde bulurdu! Sana layık olamadık Hocam, rahat uyu diyemiyorum, kusura bakma.