ABD ile ilk günkü gibi!

14 Kasım 2019 Perşembe

AKP iktidarının ABD ile ilişkilerinde gelinen noktayı netleştirmek için önce bu ilişkinin tarihçesine bakmak gerekir.

Erdoğan’ın 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra ilk ABD gezisi, 11 Aralık 2002’deydi. O gün Erdoğan ne milletvekiliydi ne başbakan. AKP Genel Başkanı kimliğiyle ABD Başkanı Bush’la görüşmenin tek maddesi vardı:

Irak’ı kuzeyden işgal etmek için Türkiye’nin bütün olanaklarını kullanmak.

Bir önceki hükümetin Başbakanı Bülent Ecevit buna yanaşmamış, sonuçta AKP tek başına iktidara gelmişti. Bush yönetimi, Erdoğan’dan esaslı bir söz almak ve ona göre plan yapmak istiyordu.

Erdoğan daha o günden Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi temsilcileriyle AKP’nin temsilcilerini ayırdı. Devlet işleyişi içinde resmi heyette Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Washington Büyükelçimiz Faruk Loğoğlu, Dışişleri Ortadoğu masasından Büyükelçi Tahsin Burcuoğlu vardı.

Erdoğan’ın ekibi ise şu isimlerden oluşuyordu:

AKP milletvekilleri Egemen Bağış, Ömer Çelik, AKP MKYK üyesi Cüneyt Zapsu.

Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti’ni resmi olarak temsil eden bir kimliği yoktu. Aslında Beyaz Saray’da resmi görüşme randevusu da yoktu. Böyle bir zeminde başlayan görüşmede Erdoğan şu cümleyi kullandı:

Saddam bir diktatördür ve biz böyle bir komşu ile bir arada yaşamak istemiyoruz.”

Bu cümle ABD için yeterliydi.

Zaten ABD’nin yöntemi de buydu. Ne gerek var demokratik mekanizmalarla uğraşmaya, bir kişi ile muhatap ol, her şeyi onunla hallet!

ABD ile 11 Aralık 2002’de kurulan çarpık ilişki aynen devam ediyor.

Erdoğan, 1 Mart 2003’te Meclis’ten neredeyse tüm Türkiye’nin ABD üssü olacağı tezkereyi geçirtemedi. ABD yine de Erdoğan’dan vazgeçmedi. Erdoğan adına ABD ile temas kuranlar şu mesajı götürdüler:

Bizi deliğe süpürmeyin... Sizin işinize yine de en iyi biz yararız!”

Yazıyı yakın tarihe boğmayalım...

Güncel duruma gelirsek, Erdoğan’ın son seferinin de başlangıç günlerinden farkı yok. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de “sonuçta sizin işinize en iyi biz yararız” mesajı temelinde bir diyalog arayışı var.

ABD, 2003’te Irak’ı işgal edip Saddam’ı devirdiğinde şunu vaat etmişti:

Bir yıl geçmeden demokrasi çiçekleri açacak!

Saddam bir diktatördü... Bugünkü Irak’ın hali de ortada!

ABD’nin Suriye politikası da Irak’taki bakışına benzer başladı. Erdoğan buna destek verdi.

Tarih tekerrür etmez ama, toplumsal gelişmelerde benzer olaylar benzer sonuçlar verir.

ABD, Irak’a getirdiği demokrasiden Suriye’de de istiyor!

Şu anda “en büyük düşman” kim?

IŞİD...

Açılımı ne?

Irak Şam İslam Devleti!

Yani bir yanı Irak bir yanı Suriye...

Bu örgüt ABD’nin Irak’tan sonra Suriye’ye yönelmesinin ardından büyüdü, gelişip yayıldı!

Bu kurguyu görmeden Türkiye’nin bölgede kendisini terörden koruyacak, bölgenin terörden arındırılmasını sağlayacak bir strateji geliştirmesi olanaksızdır.

Ancak Erdoğan, sonuçta bu kurgunun parçası halinde kalmayı kurtuluş olarak görüyor.

Yoksa Erdoğan hakaret dolu mektup için Takdim edeceğim” der miydi?

Yoksa iletişimcisi Altun, “Yeni bir sayfa açmaya ve stratejik ortaklığı güçlendirmeye hazırız” der miydi?

Erdoğan’ın ABD ile ilk diyaloğu nasıl başladıysa öyle devam ediyor:

Önce iktidarım sonra Türkiye!