Olaylar Ve Görüşler

Cennetin anahtarı kimde?

13 Kasım 2019 Çarşamba

YAZAR: GANİ AŞIK CHP KAYSERİ MV.(E) - İLAHİYATÇI

Öldükten sonra cennete gitmek, inanan her insanın özlemi ve beklentisidir. Tarihöncesi ilkel insanlarda bile cennet inancı vardır. Andaman adalarındaki kabileler, iyi insanların ruhlarının yerle gök arasındaki bir köprüden geçerek cennete ulaşacağına inanırlardı. Malaya yarımadasındaki yerlilere göre cennet gökteydi. Eski Mısırlılar cennetin Samanyolu’nun ikiye bölündüğü yerde (gökte) olduğuna inanırlardı. Asya’da, özellikle Hindistan’da, cennet kavramı geniş ayrıntılarla ifade edilir. İlk cennet bilgileri Rigveda’da bulunur. İlah Yama’nın hüküm sürdüğü cennet, ölümden sonra gidilen Atalar Yurdu olarak kabul edilirdi. Burası Natana’dır ve Tanrı İndra orada eğlenir. Gerçek, son Nirvana’ya ulaşmakla olur. Hindu kozmonolojisine göre üç tabakadan oluşan âlemin en üstünde cennet vardır. Özetle her dinin ve her milletin bir cenneti vardır ve bunların ortak özelliği hayal ötesi güzelliğidir. Cennet inancı ile ilgili ilk yazılı kaynak MÖ 2000’lere ait Sümer literatürüdür. Çiviyazılı bu kaynaklarda cennet Dilmun denilen ve Güneş’in doğduğu yere doğru uzandığına inanılan bir adadır ki “Mutlu insanlar, ölümsüz insanlar ve hayat ülkesi” diye nitelendirilmiştir.

İslamda cennet

Kuran’da müfred, tensiye ve cemi şekilleriyle 147 defa geçen cennet kelimesi, 25 yerde Dünya’daki bağ-bahçe, 6 yerde Âdem ile Havva’nın iskân mahalli, bir yerde de Hz. Peygamberin çevresinde Cebrail’i gördüğü Sidretül-münteha yakınındaki Me’va cennetidir. (TDV İslam Ansiklopedisi, s. 374-384)

Çok partili yaşama geçmemizle birlikte hareketlenen ve aşama aşama bugünkü gücüne ulaşarak laik, sosyal ve hukuk devleti olan Cumhuriyetimizi teslim alan tarikat ve cemaatler, bunların izdüşümündeki tüm vakıf ve kuruluşlar, devletin yanında cennete de el koyarak Atatürk’e ve Atatürkçülere cennetin 8 kapısını da kapatsalar, kutsal kitabımız Kuran’da o güzellikler yurdu, “iman ve salih amel (hayırlı işler)” sahiplerine vaat edilmiştir. İslami kaynaklar cehennem ehlini kaba, kibirli (Cumhurbaşkanımız, partisindeki kibirlilerden zaman zaman yakınmaktadır), cimri, katı yürekliler olarak tanımlar. Cennetlikleri de bunların tam tersi olarak betimler. Bu son betimleme yoksul, din yoluyla kolayca aldatılmaya müsait ama soylu milletimizin büyük talihi Mustafa Kemal Atatürk ile bire bir örtüşmektedir. Kadir bilir büyük Türk milletinin özellikle AKP döneminde her yıl artan bir tempo ile Anıtkabir’e akıyor olması, bu büyük adamın küçük düşmanı zavallılara bir uyarıdan öte, milli bir tepkidir de.

Bu haliyle tehlike

Son 45 yılın Diyanet İşleri Başkanları (DİB) ile bir istisna dışında, tanışıklığımız, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan ölçülü bir dostluğumuz oldu. Onlarda fıtratlarından ve ailelerinden gelen nezaketi taçlandıran ve zenginleştiren bir devlet terbiyesi de vardı. Başında bulundukları kurumun kimin eseri olduğunu, dünyanın hayranlık beslediği o kahramanın devlet ve millet için ne büyük bir değer ifade ettiğini biliyorlardı. Vahdettin’in rövanşını cumhuriyetten almak gibi gizli bir ajandası olan iktidara bugünkü DİB çok yakışıyor olsa da, cennetin anahtarı onda değil, yüce Yaradan’dadır. Çok üzülerek ifade etmeliyim ki mevcut DİB, din ve millet birliğimiz için ciddi bir tehlike potansiyeli taşıyor, dayandığı bir güç olduğu da açık.