Mümtaz Soysal... Tek kişilik ordu!

13 Kasım 2019 Çarşamba

Yazar, siyasetçi, akademisyen, dava ve mücadele insanı, Beşiktaşlı Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ı bugün sonsuzluğa uğurluyoruz.

Mümtaz Hoca’yı anlatmaya nereden başlamalı? 

Yukarıda sıraladığımız kimliklerine pek çok ek yapılabilir. Tüm özelliklerinin üzerinde şu geliyor; düşüncelerinden ödün vermeyen, düşünmekle kalmayıp onları yaşama geçirmek için mücadele eden ödünsüz bir Cumhuriyetçi.

Yayın organlarındaki ortak başlıklardan biri şuydu:

Hocaların hocası!

Soysal, sadece iyi bir akademisyen olmakla kalmadı, iyi akademisyenler de yetiştirdi. Bu kimliğini kampusa hapsetmedi, devlet başkanlarına danışmanlık yapmaktan yeni bir anayasa yazımına kadar ülkenin gereksinim duyduğu her yere koştu.

Türkiye’nin bütün gerçeklerini yaşadı. 1961 Anayasası’nın hazırlanmasına katılırken 1971’de anayasal düzene karşı çıkmaktan tutuklandı. Aylarca hapiste kaldı.

Düşüncelerinden vazgeçmemek için bütün koltuklarından vazgeçebileceğini gösterdi. 1991’de kurulan DYP-SHP koalisyonundaki kısa süren Dışişleri Bakanlığı döneminde başta ABD ve İngiltere olmak üzere Türkiye’ye herhangi bir yaptırım uygulayan ülkeye “mütekabiliyet esasları” gereği aynısının yapılması için bastırdı. İstifa edince pek çok büyükelçilikte şampanyalı kutlama yapıldı.


KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Soysal’la olan diyaloğunu, onun Kıbrıs davasına verdiği desteği birlikte yaptığımız bir Lefkoşe gezisinde yaşayarak da görmüştüm. Türkiye’de 1961 Anayasası’nın yanı sıra KKTC anayasasının hazırlanmasında da büyük katkısı vardı.

Soysal’ın belki de en inatçı mücadelesi 1980 sonrası özelleştirmelere karşı olmuştu. Bölgesel kalkınma farklılıklarının olduğu Türkiye’de kamunun ekonomiden çekilmemesi gerektiğini bilimsel verilerle anlattı. Mücadelesini kurumlaştırmak için Türk-İş, DİSK, Hak-İş’i, meslek odalarını bir araya getirip Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi’ni (KİGEM) kurdu. Burada Harb-İş Genel Başkanı İzzet Çetin’i, Petrol-İş Genel Başkanı Bayram Yıldırım’ı selamlamak gerekir.

KİGEM’de yapılan araştırmalar, hazırlanan raporlar mahkemeleri etkiledi, pek çok özelleştirme iptal edildi. İşçilere haklarını aramanın ve almanın yollarını gösterdi. Bunun üzerine hükümetler, daha özenli hakaret etmek zorunda kaldı. 

Soysal, özelleştirilen kurumların üretim dışı kalacağını söylüyordu. Bugünden geçmişe bakıldığında o işletmelerin yüzde 85’inin arsası üzerinde konutlar yükseliyor. Mümtaz Hoca haklı çıktı.

Mümtaz Hoca yatırımların heba edilmemesi için o kadar çok çaba harcadı ki, bir gün bankadaki hesapları hırsızlar tarafından boşaltılınca, kimi gazeteler şu başlığı attı:

Mümtaz Hoca’yı özelleştirdiler!

Bu başlık belki de bir özelleştirme tarifiydi!


Köşe yazarı” Mümtaz Hoca da yaşamının öteki dilimleri gibiydi. Düşüncesi gazetenin çizgisi ile ters düşse bile sektirmeden yazardı.

Milliyet’teki “Açı” başlıklı köşe yazılarını düzenli olarak 1977’de Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne kaydımı yaptırdıktan sonra okumaya başlamıştım. 2001’den itibaren Cumhuriyet’te yazmaya başladığında ayrıca “Mümtaz Hocam”la dostluğumuz gelişti.

2010’da Silivri yargılamalarının en vahşi günlerinde Cumhuriyet’in Ankara Temsilciliği’nden alındığımda, açıkça, “Bu olmadı, Balbay’ın neden hapiste olduğu ortada, vekâleten yürütülebilirdi” demişti.

9 Aralık 2013’te özgürlükten sonra ilk aradığım kişilerdendi. Ancak Alzheimer illeti o yenilmez, pes etmez, belleği kuvvetli Hoca’yı sarmaya başlamıştı. “Sen hapse ne zaman girdin, niye haberim yok” diye söze başlayınca paramparça olmuştum. 

Mümtaz Hoca o halde de köşe yazılarını sürdürmek için direndi. Burada anlatamayacağım kadar çok direndi...

Güle güle Mümtaz Hocam...

Hep 90 derecelik “Açı” gibi dimdik durdun... Gözlerini 90’ında yumman da yaşamın kadar güçlü bir inat olsa gerek!