Ey Atatürküm, bizi hiç aldatmadın...

10 Kasım 2019 Pazar

Mustafa Kemal Atatürküm... Bugün her zamankinden daha çok sana sığınma ihtiyacı duyuyorum.

Sen ve silah arkadaşlarının, yedi düvele karşı verdiğin bağımsızlık ve özgürlük savaşıyla kurduğun bu Cumhuriyet, nicedir hak ve hukukun yok sayıldığı, tüm Cumhuriyet ilkelerinin çiğnendiği bir ülkeye dönüştü.

Demokrasi halk iradesidir. “Aldatıldık” diyenler, halk iradesini gasp etti. Seçilmiş büyükşehir belediyeleri; il, ilçe, belde yetkililerini görevden alıp yerine kayyım atayarak seçmen ve halk iradesi yok sayıldı.

Demokrasilerde yetki meclistedir. Oysa artık ülke, bir insanın iki dudağının arasından çıkan sözlerle yönetilir oldu. Sık sık kandırıldığını, aldatıldığını itiraf eden, bugün dediğinin, tam tersini yarın söyleyenler tarafından...

Mustafa Kemal Atatürküm, laiklik, demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur diye bize sen öğrettin. Ama nicedir başta eğitim olmak üzere, AKP hükümeti her alanda laikliği ortadan kaldırma savaşı veriyor. Okulların imam hatipleştirilmesi, tarikat yurtları, kız erkek öğrenci ayrımı, dini içerikli müfredat, vb.

Senin talimatınla kurulmuş Diyanet İşleri, senin ve yoldaşlarının adlarını tarihten silmek için büyük çaba göstermekte. Ama boşuna... İçimize yerleşmiş, imanımızla bütünleşmiş sana duyduğumuz sevgi ve saygıyı ne yapsalar yok edemiyorlar...

Seninle başlayan “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini, kişisel hırs, iştah, doymak bilmez çıkar tutkusuyla; nefret ve düşmanlığa, kavga ve intikama döndürdüler.

Mustafa Kemal Atatürküm, herkesten önce kadınlara karşı pozitif ayrımcılık uygulayarak dünyaya örnek oluşturdun. Sonra...

Sonra Cumhuriyet tarihi boyunca kadınların elde ettiği tüm kazanımlar, “siyasal İslam”, “ılımlı İslam” diye diye geriletildi. Son 15 yıldır ise Medeni Kanunumuzu hedef aldılar. Eğitimden iş yaşamına, sağlıktan kadına yönelik şiddetin önlenmesine, her alandaki kazanımların üzerini çizdiler. Gerekçesi de “Kadın erkek eşitliği fıtratımızda yok” söylemi! Ne de olsa fırsat eşitliği ya da toplumsal cinsiyet diye bildikleri bir şey yok. Varsa yoksa fıtrat! 

Sonuçta Mustafa Kemal Atatürküm, senin yolundan bizi ayırmaya çalışanlar tek şey başardı:

Zorbalığın, zulmün, kötülüğün egemen olduğu... Yoksulluğun, işsizliğin yayıldığı; gelir uçurumunun büyüdüğü... Her ama her konuda toplumun ayrıştırıldığı... Ve bu ayrışmada, bu yarılmada tarafların birbirine kin ve nefretle saldırdığı bir topluma dönüştük.

Kötülükten kurtulmanın tek yolu, yine senin yoluna, senin ilkelerine dönmek.

Umudumuzu yitirmeden mücadeleye devam edeceğiz Mustafa Kemal Atatürküm...

Sevgili okurlar: Şu son hafta yaşananlara bakın: Yoksulluktan, çaresizlikten siyanür içip yaşamına son verenler... Otizmli çocukların okul çıkışında yuhalanması... Yediğimiz, içtiğimiz, soluduğumuz zehrin gizlenmesi ya da gizlenmemesi... Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan’ın tahliye kararları...

Bunlar üzerinden yürütülen rezillik ve vahşete varan kavga, suçlama, nefret, kötülük sizi utandırmıyor mu? İnsanlığınızdan, insan onurundan, vicdan denilen kavramdan utandırmıyor mu?

Sanki bu ülkede adalet VARMIŞ GİBİ yapmaktan utanç duymuyor musunuz? Seversiniz, sevmezsiniz  o ayrı. Ama Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan’la aynı şeyi söyleyen, yazan kimi taçlandı, saraylandı, kimi lanetlendi! Farkında değil misiniz...

Ama onlar da bize zülmetti” diyenlere: Yanlış hesap. Ahlak değerlerinde kısasa kısas yoktur! Nazlı Ilıcak ya da Ahmet Altan, orduya kumpastan, Türkan Saylan aleyhine yazmaktan mı içeri alındı sandınız? Güldürmeyin insanı! Hem onlar da başımızdakiler gibi aldatılmış olamazlar mı?!

Bu hükümetin yetiştirdiği dindar ve kindar gençliğin, cahil ve dogmatik insanların tepkilerini anlıyorum da, benim yaşımdaki ve aydın geçinenlerin tepkilerini anlamakta güçlük çekiyorum.

Ben onu sevmem, o hapiste kalsın; ben şunu severim, o çıksın” demek bugün eleştirdiğimiz sisteme hizmet etmekten başka bir şey değildir!