Feyzi Açıkalın

İnsanların da gramajıyla oynadılar

08 Kasım 2019 Cuma

Son yazımda, “insanlar yoksullaştıklarını kendilerine bile itiraf edemiyorlar” diye belirtmiştim. Buna yanıt, “itiraftan” da öte, dört kardeşin toplu “intihar” haberiyle geldi…


Siyasi iktidarın propaganda aygıtı, “yoksulluk” kelimesini o denli yasaklı kılmış ve yok saymıştı ki, daha intiharların nedeni bu yönde gelişmekteyken, işin altında başka çapanoğlu olabileceği acar gazetecilerce dillendirildi.


Yoksulluğun yol açtığı anlaşılan trajedinin kayda değer ayrıntılardan birisi de kapıya asılan not idi: Dikkat siyanür var!


Dini inancı gereği insanın yaşamına müdahalesini hoş karşılamayacak siyasi iktidar, muhtemelen ailenin intihar eden son bireyinin kapıya iliştirdiği “insancıl notu” da dikkate alan bir değerlendirmeye gitmeyecekti. Yaşamını sonlandırırken bile, eve girecek olanları siyanür etkisinden korumaya çalışmalarını hiç anlamayacaktı.


Bu ülkenin, iyi insanlarını kaybettiği söyleniyor. Kötücülüğün yaşamımızın her alanını sardığı belirtiliyor. Yorumlarda ne denli haklılık payı vardır bilemem ama halkın “gramajıyla” oynayıp kalitesini düşürmenin, belli bir plan dahilinde yapıldığına inanıyorum.


İnsanı insan yapan evrensel değerlerin yerine dogmatik olanlarını koyarak Anadoluluyu şekillendirdiler. Bu toprakların mayasında kötülük yoktu. Sahip oldukları değerli mayayı kullanarak onları daha verimli ve üretken kılmak varken, kendi ajandalarına birer onay mekanizması haline getirdiler.


İktidara gelirken, on yıllardır aşağılandığı varsayılan halkın önüne konan ilk hedef, onları ayrıcalıklı sınıfla(!) “eşitlemek” idi. Eşitlenmeden büyük ölçüde anlaşılan, öbür sınıflara ait her alanın işgali idi ve bu amaçla yapılan her şey mübahtı.


Bu safha kolaylıkla geçilince, bu kez evrensel değerlerin “yok edilmesi” süreci başladı. Eşitlenirken, davranışlarının yanında düşüncesini ifade etme özgürlüğüne de kavuştuğunu var sayan halk, meydanlarda nefret sloganları atmaktan çekinmedi. Stadyumlardaki saygı duruşunda, karşıtlarını ıslıklamayı doğal bir protesto biçimi saydı.


Tapınılan liderliğin, kendi propaganda araçları aracılığıyla normalleştirilmiş davranış ve düşünceleri bireyler için birer örnek oldu. Onlar için otizmli öğrencileri yuhalamak bir ahlak sorunu, bir insanlık suçu değildi. Kendi, normal saydıkları çocuklarının, otizmlilerle bir arada eğitim yapmaması adına tepki vermişlerdi, o kadar…


Başa dönersek; iktidar yoksulluğun, fakirleşmenin inkarı konusunda yoğun bir telaş içinde. Sistemin kendi içinde çözüm olarak bulduğu, malın gramajı ve içeriğiyle oynama kurnazlığının, ancak yine gramajıyla oynanmış bir halkta karşılığını bulacağını, böylelikle yoksulluğun gizlenebileceğini umuyorlar. Onun içindir ki, bunca yıl geçmesine rağmen hala dindar nesil yetiştirme derdindeler…


Ama yanılıyorlar. Onları yoksulluk devirecek. Bunu bildikleri için, “halka yoksullaşmadıklarını anlatabilmek adına!”, (işin kötü tarafı halkla beraber) üç maymunu oynuyorlar…