Adnan Binyazar

‘İrdeleyen akıl’

08 Kasım 2019 Cuma

Şiirleri, çevirileri, savaşımcı direngenliğiyle sanatsal düşünce dünyamızda önemli yeri olan Ataol Behramoğlu kaleme aldığı yazılarında aydınlanmanın temel konularına değiniyor. 30 Ekim günlü “İrdeleyen akıl” başlıklı yazısında Aziz Nesin’in yıllar önce, yüzde hesabıyla, hatta “aptal” sözcüğünü de kullanarak “Türk milletini akılsız” diye nitelendirmesine, incelikli biçemiyle karşı çıkarak, Atatürk’ün kültürel bildirgesi sayılan “10. Yıl Söylev”ine göndermede bulunuyor. 

Atatürk, Cumhuriyet Bayramı Söylevi’nde Türk milletinin kültür kimliğini çizerken, Nesin'in tanımına karşıt sözcükler kullanmıştır:   

“Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Yüksek bir insan toplumu olan Türk milletinin tarihsel bir niteliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.”  

Kavramlarla düşünmek

Gerçek sanatçı kamu vicdanının sözcüsüdür. Üzerinden yıllar geçse de, Behramoğlu, Nesin’in sözüne eleştirel düşüncenin ışığını tutuyor: Aklın bilgiyle ilişkili olduğunu vurgulayarak “Bilgiden yoksun, eksik bilgili akıllılık, ne ölçüde bu nitelemeyi hak edebilir” diye soruyor. Bu bağlamda, “Zekâ ise çabuk kavrama becerisi olarak bilgiyle yine ilişkili olsa da, bilgiye tam da bağımlı olmayan bir yetenek olsa gerek...” diyerek akıl ile zekâ arasındaki ayrıma açıklık getiriyor. 

Karacaoğlan, zekâsıyla akıl yürütmeseydi, felsefenin temel konusu sayılacak “Selam eylen bizden evvel gelene/Kim var idi biz burada yoğ iken” dizelerinin yaratıcısı olabilir miydi? 

Âşık Sümmani’nin, ahlakın temel ilkesini belirginleştiren şu dörtlüğü de zekâya dayalı aklın ürünüdür:  

Adamın söz ile bağrın ezerler

Aheste aheste yola dizerler

Elden ele, kaptan kaba süzerler

Yoğururlar, sonra insan ederler

İnandırıcılık

Yargıda bulunmak kolaydır. Zor olan, yargıyı inandırıcı kılmaktır. Behramoğlu, Nesin’in “akılsızlık” saydığını kültürel gelişim süreciyle özdeşleştirerek “Bu bağlamda da hiçbir milletin akıllı ya da akılsız ya da bir ötekine göre daha akıllı, daha akılsız olduğunu ileri sürmek doğru olmaz” diyor. 

Kültürel gelişim kurumlaşmayı gerektirir. Cumhuriyet’in laik kurumları her değişimde ortadan kaldırılmaya kalkılırsa, orada gelişimden söz edilebilir mi? Halkevleri, Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, liselerde felsefe, mantık, toplumbilim dersleri günümüzde de uygulansaydı, devletin kültür etkinliklerinin en verimli kurumlarından sayılan Tercüme Bürosu’nun kapısına kilit vurulmasaydı, eğitim ülkemizde kördüğüme döner miydi? 

Laik eğitimi gittikçe yaygınlaştırılırken, nasıl olur da bu çağda dinsel temele oturtulan eğitim önerilir?    

Eğitim ortamı 

Aziz Nesin, sarsıcı mizahıyla dünyada eşine az rastlanan yazarlardandır. Zekâ ürünü akıllıca bir söz söylendiğinde, hemen ardından “Aziz Nesinlik!” denmesi onun bu yeteneğine bağlanmalı. Kim bilir, hangi bunalımlı ortamda toplumun akılsızlığına değindi Nesin! Behramoğlu’nun incelikli eleştirisinin anlamı bu bağlamda düşünülmelidir.    

Son yetmiş yılda, insanımıza umut yollarını kapatan bağnazlık ortamları yaratılmıştır. Günümüzde bile bir yanda savaş çanları çalıyor, üniversite bitirenlerin yüzde kırkı iş bulamıyor, lise/üniversite seçme sınavları, öğrenciyi yetenekli olduğu alana yöneltmiyor. Daha da acısı, parası olan, çocuğunu istediği özel okula yazdırırken,MEB, öğrenciyi seçmediği okullara yönlendiriyor...

Aziz Nesin bugün aramızda olsaydı “Türk milleti akılsız!” deyip geçer miydi, yoksa ona gelecekten umudunu kesmemeyi mi önerirdi?