Mesele ABD’ye gidip-gitmemek değil!

06 Kasım 2019 Çarşamba

Erdoğan’ın ABD’ye gidip gitmeyeceği, içi boşaltılmış bir totoya döndü. AKP’nin tam ve yarı resmi yayın organları da henüz net bir hava alamadığı için açıkta kaldı, tavır koyamıyorlar. 

Erdoğan dün öğle saatlerinde son bir değerlendirme yaptı:

Trumpla telefon görüşmesi yapacağım. Ondan sonra karar vereceğim!”

Acaba bir seyahat garantisi mi söz konusu?

Acaba Trump’ın, “Sen Türkiye aleyhine ne olursa olsun boşver, beraber duruma bakarız” deyip özel kapı açması mı isteniyor?

Acaba telefonda, “Ne isterseniz veririz, yeter ki yeni bir cümle kurun” deyip buna dayalı bir gelişmeden sonra mı karar vermek istiyor?

Acaba”ları bir kenara koyup gerçeklere bakalım...

Geçen hafta da dile getirdiğimiz ABD Temsilciler Meclisi’ndeki iki ağır kararın üstüne bu haftaya yine iki ağır, kabul edilemez haberin yankısıyla başladık.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıkladığı yıllık olağan terör raporunda FETÖ’den, “Sürgündeki din adamı” diye söz ediliyor.

FETÖ’yü terörist olarak görmüyorsanız neden yıllık terör raporunda adını geçiriyorsunuz?

Bunun Türkiye’nin genel hassasiyetlerine yönelik bir karşı duruş olduğu, ABD açısından FETÖ’nün son kullanma tarihinin dolmadığı aşikâr. Bu durumda 15 Temmuz’un nasıl kurgulandığını başka yerlerde aramaya da gerek yok. 

Raporda Suriye’nin kuzeyindeki YPG yapılanmasından da “terör örgütü” olarak söz edilmiyor. İki yıl öncesine kadar, YPG ile ilgili bölümde en azından “Türkiye YPG’yi PKK uzantısı olarak görüyor” cümlesi yer alırdı. Artık buna da yer verilmiyor.

Bu raporun üstüne Suriye’den de şu haber geldi:

“ABD, YPG ile devriye geziyor!”

Tabloya bakın: Türkiye ile Rusya ortak devriye yapıyor, ABD ile YPG... Rusya ile ABD “her konuda hemfikir”... Türkiye hem ABD hem Rusya ile ayrı ayrı mutabakatlar yaptı...

Bu karmaşık ağdan güvenli bölge çıkmaz.

Bütün bu gelişmelerden sonra mesele, Erdoğan’ın ABD’ye gidip gitmemesi değildir. Bu tabloya karşı Türkiye’nin nasıl bir tutum takınacağıdır.

Erdoğan, yukarıda sıraladığımız olumsuz haberlere tepki verirken, “Bu ittifaka sığmaz”“Hiç yakıştıramadım”, “Aslında onlar köşeye sıkıştı”, “Yok sayacağız” gibi ifadeler kullandı.

Bunların devamından ABD ziyareti gelir. Erdoğan gitmemeyi göze alacak bir duruş göstermiyor. 

Telefon görüşmesinde Trump derse ki:

“Beni azletmeyi gözüne kestiren, sana ne yapmaz? Sana üç mektup müsveddesi yazdım, en hafifi gönderdiğimdi... Gel devamını yüz yüze konuşalım...”

Bu medyaya şöyle yansıyacaktır:

“Yanlış anlaşılmaları gidermek üzere yüz yüze konuşacağız...”