Enver Aysever

Düşünmeye mecali olmayanlar…

04 Kasım 2019 Pazartesi

Bilişim olanakları gelişince sandık ki bellek güçlenir. Bilgiye kolay ulaşır olmak daha eğitimli insanlar ortaya çıkarır umudu belirdi. Büyük yanılgı. Çağın insanı için “dün yok”! Yani belleksiz. Her gün o kadar çok bilgi, veri ile karşılaşıyor ki kişi, bir de bunu ayıklama becerisi gerekiyor elbette. Düşünmeye vakti olmayan insan, genel kalabalığa katılarak yönünü bulup durumu idare ediyor. Doğru tarif bu: Vaziyeti idare edenler çağındayız.

Beyaz yakalılar, ki bu ucube kapitalist düzeni sırtında taşıyanlardır onlar, her şeye yetişmek gibi bir sorumluluk halindeler. Kitap almalı, tiyatroya gitmeli, konser izlemeli ve nihayetinde ortamlarda(!) kuracağı cümle olmalı. İyi de nasıl seçecek bunları? O yüzden kolay olanı yapıyor. Herkesin gittiği oyun en güzeli, kalabalıkların izlediği film en şahanesi, eh listelerde üstte bulunan kitaplar da en güvenlisi geliyor. Hal böyle olunca da hem belleksiz hem de estetikten yoksun bir yığın çıkıyor ortaya.

Richard Sennett’in “Karakter Aşınması” kitabından sıkça söz açtım. Şimdi daha bir önem kazandı bu çalışma. Erkenden iş yaşamına girmek zorunda olan insan, nasıl bir kariyer yapacaksa acele etmek zorundadır. Düzen hemen kusacak çünkü onu. Elinde çok katlı binaya (plaza) giriş kartı bulunan beyaz yakalı, gün gelecek onun işlevsiz olduğunu görüp kapıda kalacaktır. Bol sıfatlı kartvizitlerin işe yaramayacağı günler yakındır. Kırkına gelince oyun dışı kalma riski büyük. Elbette bu korkuyla yaşamak da çok güçtür. Üstelik insanı bencil kılıyor. Kuşkusuz bir o kadar da zalim elbette!

Kişinin kendi derdine düşmesi siyasal iktidarı ve onların işbirlikçisi patronların elini kolaylaştırır. Henüz ülkemizde işçilik ucuz olduğu içi tartışmıyoruz, ama yakında robot işçilerle rekabet gerekecek. Bazı meslekler ortadan kalkacak. Kol gücüyle geçinenler için sorun derinleşecek kuşkusuz, lakin kendini dokunulmaz sanan beyaz yakalı işçi de payına düşeni alacak. Her iktisadi krizde kapının önüne konan, özellikle yönetici tayfa, gelecek olanın da farkında. Nasıl oluyor da hâlâ bir şey yokmuş gibi davranmaya devam ediyorlar, hayret!                                

Belleksiz toplum, tarihin kendinden başladığını sanır. Ya da uydurulan tarihe inanır. Temel çatışmayı görmezden gelir, sunulan tatlı rüya işine gelir çünkü. Üstelik ülkenin iyi okullarında okumuş kişiler buna eyvallah ediyor, acıklıdır bu hal. Siyasal İslam hareketinin “kapitalizmle” hiçbir temel çelişkisi olmadığı için, pek hoşlanmasa da bu beyaz yakalı kalabalığa dokunmaz. Hatta tüketmesi için teşvik eder. Örgütlü olmadıkları müddetçe de onları tehlikeli saymaz. Ne zaman “Gezi” de olduğu gibi, biraz da içgüdüsel biçimde sokağa çıkar, işte o zaman kafasına basmak ister. Aksi halde risk taşımaz bu kalabalık. Başını kaşımaya(!) vakti yoktur çünkü kravatlı, etek ceketli kalabalığın!

Tüm bunları Cumhuriyet Bayramı günü yeniden düşündüm. İnsanların bayram sevinci mutlu etti açıkçası. Cumhuriyet, her ne kadar büyük güç kaybına uğradıysa da hâlâ ayaktadır. Üstelik öyle bir hale geldi ki havuz basını bile “Atatürk” fotoğrafları yayımlamak zorunda kaldı. Çünkü bizim coğrafyamızda laiklik yoksa nefes alma şansı yok. Bu coğrafyada Atatürk yoksa IŞİD ve türevleri var. Mecbur kaldılar. Ama şimdi daha güç sürece girdik. Cumhuriyet deyince aynı şeyi mi anlıyoruz? Önümüzde biriken dağ gibi sorunları nasıl aşacağız?

Diyeceğim, düşünmeye zamanı olmayan her kalabalık tehlikelidir. Cemaatler, tarikatlar iradesini, aklını şeyhine devreden insanlardan oluşur. Böylece hayat kolay hale gelir. Kendi derdine düşen beyaz yakalı kitle de, iradesini genel geçer popüler kültüre ve onu uydurduğu değerlere devreder. Cemaat gibi örgütlü de değildir, ancak öyle davranır. Öğle saati holding çalışanlarının yemek yediği lokantalara ve tercihlere bir bakın. Ya da hafta sonu eğlence yerlerini şöyle bir gezin. Ya da okudukları son kitabı sorun mesela. Hatta izledikleri dizileri de ekleyin yanına. Gazeteye gelince... Sormaya korkar insan.

Orta sınıf olmakla, ortalama olmak farklıdır. Düşünmek gerek.