Hikmet Altınkaynak

‘Cumhuriyet, Cumhuriyet En güzel şey hürriyet’

31 Ekim 2019 Perşembe

Cumhuriyetin 96. yıldönümü bu yıl özellikle İstanbul’da çok büyük katılımla coşkuyla kutlandı/kutlanıyor. Siyasal iktidar Mustafa Kemal Atatürk’ü, Cumhuriyeti, demokrasiyi unutturmaya çalışsa da bunu başaramıyor. Çünkü Türkiye Atatürk’ü, Cumhuriyeti, demokrasiyi seviyor.

Bu sevgi Vedat Günyol’un 25 yıl yönettiği edebiyata yön veren dergilerden Yeni Ufuklar’ın Kasım 1976 günlü son sayısında Bülent Ecevit‘in yazısında vurguladığı gibi, çok köklü, çok güçlü.

 

Mustafa Kemal’in imzası

Yeni Ufuklar’ın yazarlarından olan Bülent Ecevit, Kurucu Meclis’te birlikte görev yaptığı Ferit Celâl Güven’in bir anısını aktararak, tarihsel bir örneği anımsatıyor: “Kurtuluş Savaşı başlarken, henüz Adana içinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulmadığı ve örgütlü bir direnişe geçilmediği günlerde, işgal altındaki Adana’nın üzgün Türk aydınları, her akşam bir açık hava kahvesine gider, masalarda üçer-beşer toplanıp eziklik duygusu içinde konuşur dertleşirlermiş.

Bir akşam, Kurtuluş Savaşı’na büyük katkısı olan postacılardan biri, bir telgraf dağıtıcısı, bu kahveye girmiş. Elindeki bir telgrafı ilk masada oturanlara göstererek,

-Acaba bu telgraf sizlerden birine mi? Diye sormuş.

Masadakiler telgrafı okumuşlar.

-Hayır bize değil, öteki masalarda oturanlara da bir sor, demişler.

Dağıtıcı, tek tek bütün masaları dolaşıp telgrafı göstermiş. Her masada oturanlar telgrafı okuduktan sonra,

-Hayır bize değil, yan masadakilere de bir sor, demişler.

Dağıtıcı, elinde sahibini bulamadığı telgrafla kahveden çıkıp gitmiş.

Ertesi gün Adana’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş ve Kurtuluş Hareketi’nin kıvılcımı yanmış.

Bilindiği gibi, sonra, Adana halkı kahramanca direnişiyle özgürlüğünü kazanmıştır.

Telgraf, ‘Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne’ diye başlıyor ve henüz var olmayan ‘Cemiyet’e belli görevler veriyormuş. Altında da Mustafa Kemal’in imzası.”

 

İstanbul’da tek yol

Bülent Ecevit’in aktardığı bu anının benzerleri günümüzde de yaşanıyor. Hiçbir zorlama olmadan Mustafa Kemal sevgisi Türkiye’yi birleştiriyor. Cumhuriyet Bayramı deyince eline bayrağı alıp kendini sokağa atanlar, kutlama neredeyse oraya koştular. Çünkü Cumhuriyet, İnsanlara özgürlüğünü kazandırdı. Herkesi okuryazar yaptı. Kadınla erkeği eşitledi. Fabrika kurdu. Tarımı destekledi. Yol, uygarlık demekti, yol yaptı. Demir ağlarla örülen yurdun dört bir köşesini birbirine bağladı. Çünkü koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nda, üstelik de başkenti İstanbul’da tek yol Divanyolu denilen protokol yolu vardı. Bu da padişahın sarayında toplanan Divan-ı Hümayun’a gelen ve giden vezirler, elçiler, askerler ve diğer yöneticilerin kullanması içindi. Ne yazık ki o da Roma İmparatoru I. Konstantin zamanında yapılmış, İstanbul’un anacaddesiydi.

Ama Cumhuriyet, tüm yurdu baştan sona yollarla, demir ağlarla ördü.

 

Cumhuriyetin kazanımı

Cumhuriyet çok şeydir. Ama her şeyden önce de özgürlüktür. Çünkü özgür olmadan yaşamak, yaşamak değildir. Ecevit’ten bir alıntıyla özgürlük konusunu da örneklendirmek isterim. Ayrıca dört gün sonra onu yitirişimizin (5 Kasım 2006) 13. yıldönümü. Sevgi, saygı, özlemle anıyorum.

Bülent Ecevit, İngiltere’deyken Ulus gazetesine yazdığı yazılardan birinde (4 Temmuz 1951) “hürriyet” konusunu şöyle ele alır: “İngiltere’de hürriyet toplumsal bir hak olmaktan çıkmış doğal bir hak olmuştur.

İngiltere’de et yokmuş, yağ yokmuş, yumurta yokmuş, İngiltere’de güneş yokmuş, dağ yokmuş, neşe yokmuş.

Bunlar gibi daha belki nice şey yoktur İngiltere’de. Fakat İngiltere’de bir şey vardır ki bütün bunlara bedel: Hürriyet! Ama hürriyet karın doyurur mu? Ama hürriyet güneş gibi ısıtır mı? Ama hürriyet yüce bir dağ gibi ferahlatır mı insanı?

Evet, evet, evet! Hürriyet bunların hepsidir ve daha da fazlasıdır. Hürriyet insanı doyurur da, ısıtır da, bir yüce dağa çıkmış kadar ferahlatır da.”

Boşuna ezgisi yapılmadı: “Cumhuriyet, Cumhuriyet. En güzel şey hürriyet.”