‘Hangi Batı, bize nasıl bakıyor’ ışığında Suriye...

31 Ekim 2019 Perşembe

Bir yandan özellikle iktidar, “neden milli birlik-beraberlik istediğimiz gibi gerçekleşmiyor?” diye şikâyet ediyor, öte yandan Cumhuriyet Bayramı’nda Anıtkabir’de muhalefet liderinin eli sıkılmıyor, Diyanet Başkanlığı’nın hutbelerinde Atatürk’ün adı geçirilmiyor, Nevşehir Valiliği, “Cumhuriyet yürüyüşü izin krizi” yaratarak ülke çapında rahatsızlığa neden oluyor.

Gerek protokolde muhalefetin yeri, gerek demokrasi konularında bitmeyen gerginlikler ve çifte standartlar, her biri siyasi günlük yaşamımızı sürekli zora sokan daimi gerçeklerimiz. 

İşte bu anlaşılmaz şekilde süregelen hazımsızlıkların ortasında, bir kere daha umutla Atatürk’ün büyüklüğünü hatırlama ve yüreğimizde hissetme fırsatı bulduk. Büyük önder, Cumhuriyeti kurarken, öyle bir hukuk ve kültür devrimi eşliğinde bunu gerçekleştirmişti ki, 70 yıldır uğraşmalarına rağmen batıramadılar! Türkiye’nin hâlâ yakın ve Ortadoğu’nun kaosu içerisinde göreceli de olsa hâlâ bir “demokratik” rejime benzeyebilmesi, işte bu nedenlerden...

 

Hangi Batı, hangi çıkarların peşinde?


Barış Pınarı Harekâtı hakkında daha fazla analize girmeden önce, konuya makro açıdan bakmamız lazım. Batı, özellikle 150 yıldır niye bu coğrafya ile bu kadar ilgili? Bu bölgelere eğitim-kültür-sağlık-eşitlik ve adalet getirmek için mi? Hayır. Dünya egemenliği merakı dışında petrol, su, daha sonra doğalgaz gibi tamamen “duygusal” sebeplerden. 

Hangi Batı’dan bahsediyoruz? Yüzyıllardır sömürücülüğü kendine şiar edinmiş, tüm dünyayı kendisine mal, hizmet ve zenginlik taşıması gereken bir dere olarak gören zihniyet... 

Hangi Batı’dan bahsediyoruz? Irak’a sözde “kitle imha silahları bulmak” için giden ve orada bir buçuk milyon kişiyi sivil-asker demeden öldürdükten sonra “Özür dileriz yanlış istihbarat almışız” derken yüzü kızarmayan Batı... Ulaştığı bilimsel, ekonomik, teknolojik, kültürel seviyelere rağmen, manevi ve etik açılardan içler acısı bir iflas yaşayan emperyalist Batı...

Bir de madalyonun diğer yüzü var “Hangi Batı?” derken... Bitik Osmanlı Cumhuriyeti’ni yıkmaya kararlı iken, en beklemediği anda Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’da ve İzmir’de Atatürk’ün tokadını yiyen Batı... Zaten öncesinden 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesini hâlâ hazmedemeyen Batı. Uzun lafın kısası, her türlü kin, hesaplaşma, intikam ve bu doğrultuda entrika, gerekirse yaptırım, tehdit ve baskı, yalan dolan her türlü beyin yıkama ve operasyona hazır bir Batı...

İşte bu Batı, yüzyıldır gerek Ermeni soykırımı iddialarında, gerek ayrılıkçı Kürt ayaklanmalarında, gerek Yunanistan’la yaşadığımız her türlü Ege krizinde ve tabii Kıbrıs Harekâtı tartışmalarında gerçek yüzünü ortaya çıkarır. Sürekli seviyesiz demokrasi saptırmalarıyla, içler acısı çifte standartlarla, önyargılarla bu konuları kafasına ve o günkü gündeme göre yorumlayıp Arap saçına dönüştürerek ve tabii sonuçta bizi suçlayarak, bu kimliğini her fırsatta sergiler. 

Batı’ya göre, Türkiye ortada hiçbir yargı kararı veya metodolojik arşiv tetkiki olmadan, Ermeni soykırımı iddialarını kabul edip yaptırımlara da razı olmalıdır. Yine Batı’ya göre Nikos Samson darbesi hiç yaşanmamıştır, Türkiye bir sabah vakti Kıbrıs’ın yarısını durup dururken işgal etmiştir. Aynı Batı’ya göre “PKK bir terör örgütüdür” ama bu örgütün her üyesi ile görüşürler, hatta imaj yenilemek için sürekli güncellenen piyon isimlerle büro açmalarına göz yumarlar.

Bir de Batı’ya göre IŞİD lideri Bağdadi tehlikeli bir teröristtir, en çarpıcı ve gururlu kelime seçimleriyle “nasıl ortadan kaldırıldığı” ballandırılarak anlatılır. Ama Türkiye’ye karşı korkunç suçlara bulaşmış bir PKK uzantısı teröristi “General Mazlum Kobani” diye sunup kendisiyle diplomatik ilişki kurmak, yüz kızartıcı bir mektupta bile bundan gururla ve “akil” bir edayla söz etmek, Batı emperyalizmi için çifte standart bile sayılmaz!

Bütün bu “çetrefilli ilişkiler” ortadayken, 29 Ekim’de ABD’nin Ermeni Soykırım Tasarısı üzerine aynen 1975 ve 1984’te olduğu gibi yine geçirilen tasarı ve ABD ile varılan 17 Ekim kararlarına ters düşen ekonomik yaptırım hiç de şaşırtıcı gelmiyor. Çünkü tehdit, sopa, yaptırım, çelişki bu ilişkilerin ruhuna sızmış değişmeyen unsurlar. 

 

Günümüz gerilimlerine dönersek


Sonuçta, ne yazık ki Batı budur. Yaşanan ve yaşanacak tüm ilişkiler, tartışmalar, diplomatik diyaloglar hep benzer zemin üzerinde yürümeye çalışacaktır. Bu nedenle UEFA, Türk futbolcularının “asker selamı” konusunda her türlü tehditkâr soruşturmaya ırkçı şekilde yüzü kızarmadan girişebilir. Çünkü Türkiye her daim “olağan suçlu”dur. Fransa da geleneksel olarak “Ermeni Soykırımı” tasarıları veya anıtlarını sürekli gündeme getirir. Ama mesela akıllarına hiçbir zaman kapitalist yol ortakları ABD’ye karşı, bir “Kızılderili Soykırım Anıtı” veya yasa tasarısı gelmez. Aynen ABD’nin aklına Fransızlara veya İspanya’ya karşı “Cezayir Soykırım Anıtı” veya “Aztekler Soykırım Tasarısı” dayatmak gelmediği gibi. Geleneksel kanırtmaları için onlara Türkiye yeter...

Şimdi tekrar bu veriler ışığında dönüp göz atabiliriz Suriye’ye...

Evet Türkiye, Suriye sınırı boyunca kendisine dayatılan ağır tehditler ve risklerle dolu hattı kabul etmeyeceğini, oldubittiye getirilemeyeceğini Barış Pınarı Harekâtı ile göstermiştir.

İyi de, akla şu soru gelmektedir: ABD, aramızdaki mutabakatla, Kürt devleti projesini terk etmiş midir? Tabii ki hayır. ABD, silahsızlandırılmayan YPG’yi ordumuzdan korurcasına 32 kilometre içeriye, adeta güvenli bir bölgeye çekmiştir. Amerika bizim için terörist olan Kürt örgütlerini kendi “kara gücü” olarak devreye sokup şehit vermeden kendisi için vazgeçilmez olan enerji çıkar bölgelerini kontrol altında tutmak istemektedir.

Sonuçta ABD, hatta Rusya ile yapılan mutabakatlar bize bir çeşit sakinleştirici ilaç gibi gelse de, olsa olsa sorunu ötelemeye, ertelemeye ve kuluçkaya yatırmaya bırakmaktadır.

Sömürgeci devletler, sınır-savaş-büyük çıkar ilişkileri gibi konularla ilgili satranç hamlelerini, bizden çok daha sabırlı bir şekilde yapıyorlar. Bazen sus payı veya oyalama olarak bir fil veya kale verip bir sonraki hamleyi hazırlıyorlar. Biz ise 3-5-10 yıl ötede bekleyen senaryoların her zaman farkına varamadan, güncel hamlelerle mutlu olabiliyoruz. Barış Pınarı Harekâtı, emperyalist devletlerin oyununu bozmuştur. Ama ne terör oluşumları, ne de onları kullanan kurnaz senaryolar ortadan kalkmıştır.