Susmayın, haykırın: Karanlığa yenilmeyeceğiz

08 Eylül 2019 Pazar

Sinirlerimizle oynuyorlar. Susmayın, haykırın!
Akıl sağlığımızla oynuyorlar. Susmayın, bağırın!
Duygularımızla oynuyorlar. Susmayın, herkese duyurun!
Vicdanımızla oynuyorlar. Susmayın, haksızlıklara direnin!
Rap’çi gençlerin “Susamam” şarkısında söyledikleri her şey çok doğru. Çoğu var azı yok. (Ben bu satırları yazarken dinleyicileri on milyona yaklaşıyordu.)
Birileri çıkıp utanmadan en bağımsız yargı bizde var diyor... Ama boşanmak isteyen kadını öldürmek, takkelilerin çocukları iğfal etmesi, hayvanlara işkence etmek, doğayı katletmek, çalmak, talan etmek serbest; tweet atmak suç! Şiir suç!
Rezillikler ortaya çıktıkça, daha çok öfke, daha çok baskı, daha çok zulüm diyecekler. Çöktükçe, battıkça daha korkunç yollara sapacaklar. Ama boşuna! Artık kimse korkmuyor!
Hak hukuk kalmadıysa; adaletsizlik intikam yolu olduysa geriye isyandan başka yol kalmadı demektir.
Bunu dedikten sonra, şimdi planladığım pazar yazıma yeniden dönüyorum:

Yarın 9 Eylül*
Yarın 9 Eylül. Tarihteki çok az sayıda “meşru” savaşlardan birinin sona erdiği gün. İzmir’in kurtuluşu. 26 Ağustos’ta Kocatepe’de başlayıp 9 Eylül’de İzmir’de sonlanan Büyük Taarruz’un yıldönümü.
97 yıl önceydi: Mustafa Kemal, 9 Eylül gecesi Belkahve’den İzmir’i seyrederken asker giysilerini çıkarmış, arkadaşları ile birlikte, sabaha kadar Rumeli türküleri söylemişti.
O gün bugün, İzmirliler de bu geleneği sürdürüp resmi kutlamalardan farklı bir coşkuyla kutlarlar 9 Eylül’ü.
Gündoğdu Meydanı, her yaştan gençlerle cıvıl cıvıldır. Fener alayları merasim gibi değil, bir karnaval coşkusuyla geçer. Karşıyaka da öyle...
Bu kutlamalara katılamayacaksanız sizlere bir önerim var.
Nâzım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı’nı, özellikle “26 Ağustos Gecesinde Saatler İki Otuzdan Beş Otuza Kadar” ve “İzmir Rıhtımı’ndan Akdeniz’e Bakan Nefer” başlıklı sekizinci bölümünü bir daha okuyun.
26 Ağustos gecesi, Kocatepe’deki isimsiz kahramanları, şoför Ahmet’i, Deli Erzurumlu’yu, Ali Onbaşı’yı yeniden ve yeniden okuyun...
Sarışın bir kurda benzeyen, gözleri çakmak çakmak başkumandanını beş adım ötesinde gören, “şayak kalpaklı adam”ı... Yeniden ve yeniden tanıyın...
Gelecek günler için
Gökten ayet inmedi bize
Onu biz, kendimiz
Vahdettik kendimize
Bir şarkı istiyorum
Zafer’den sonrasına dair
Kim bilir belki yarın”...
diyerek Kocatepe’de Büyük Taarruz’u bekleyen, sonra İzmir’e yürürken, ölmüş bir Yunan askerine:
Teselyalı Çoban Mihail
Seni biz değil,
Buraya gönderenler öldürdü seni...
diyebilen Nurettin Eşfak’i bir kez daha anımsayın...
Öfkeden, sevinçten, ümitten ağlaya ağlaya” Türk halkı ile beraber İzmir Rıhtımı’ndan Akdeniz’i seyreden Kayserili neferi düşünün...
9 Eylül gecesi Belkahve’den İzmir’in ışıklarını seyreden Mustafa Kemal’in aklından geçenleri duymaya, hissetmeye çalışın. Yeniden ve yeniden onu düşünün. Yaptıklarını, yokluktan yarattıklarını, bize tuttuğu ışığı...
Ve göreceksiniz ki, içinize bir sevinç, bir aydınlık dolacak.
Ve en önemlisi, ne dün, ne bugün, ne de yarın karanlığa yenilmeyeceğimizi anlayacaksınız.
Güzel İzmir’in dağlarındaki tüm çiçekler, gönlünüzde açacak.
NOT: * “Yarın 9 Eylül”ü bana anımsatan ve yardımcı olan Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı İkinci Başkanı Özcan Arca’ya teşekkür ederim...