Ölümsüzler!

08 Eylül 2019 Pazar

Fransa’da Hachette Yayınevi’nin “Dünyayı Değiştirdiler” serisi içinde yayımladığı Atatürk konulu dergi yok sattı. Birkaç gün içinde tükenince yeni basımı yapıldı. Bugüne dek Mandela’dan Kennedy’ye kadar 28 sayı yayımlanmıştı, 29. Atatürk oldu, ilk kez tükendi.
Hiç şaşırtıcı değil.
Ülkemizde ve dünyada, ana konusu Atatürk ve yaptıkları olan yılda ortalama 20 yeni kitap yayımlanıyor. Atatürk, hakkında en çok yayın yapılan lider. Dünyanın 5 kıtasında heykeli olan tek lider.
Gezip yazdığım 80 ülkede karşıma en çok iki Türk çıktı:
Atatürk ve Nâzım Hikmet...
Bu karşılamaları ayrı bir kitapta toplama fikri, biraz daha derin araştırmaları gerektirdi. Atatürk, aynı zamana tanıdıkça büyüyen bir dünya lideri. 30 Ağustos zaferinden sonraki başarılarını hep barışı önceleyerek gerçekleştirdi. Her yıl çıkan 20 kitap arasına “Savaşın ve Barışın Kahramanı, Dünya Lideri Atatürk” başlığıyla ben de katıldım.
Atatürk, varlığını 21’inci yüzyılda da sürdüren, hâlâ yaşamakta olan devlet ve halk adamı. Ülkemizde de Mustafa Kemal Atatürk’ü yok sayarak iktidara gelenler, ona sarılarak ayakta kalabiliyor!
O, makam kadrosunda kütüphaneci bulunduran bir lider. 3 bin 397, oturduğu sarayın oda sayısı değil, okuduğu saptanan kitap sayısı.
Balkanlar, o önce bizimdir, diyor...
Asya, Doğu’nun baş kahramanıdır, diyor...
Afrika, bağımsızlık savaşlarının örnek lideridir, diyor...
Avrupa, hem Batı’yı hem cehaleti yendi, diyor...
Amerika, savaşlardan barış çıkaran eşsiz bir lider, diyor...
Avustralya, bize ulus olma bilinci veren asker, lider, devlet adamı, diyor.

***

Atatürk’ten sonra, son bir buçuk yılımı Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Âşık Veysel ve Deniz Gezmiş’e ayırdım. Onları bir başka dille ve gözle yazmayı denedim. Öncelikle öğrenmek için, devamında paylaşmak için.
Aziz Nesin, “Hepimiz Nâzım Hikmet’in soluğundan çıktık” diyor. Dünyanın değişik coğrafyalarında karşılaştığım Nâzım, Türkçenin ses bayrağını tüm kıtalarda dalgalandırıyor. Şili’de Neruda’nın evinde rehberin, Amerikalı, Fransız turistleri bir kenarda bekletip “Nâzım’ın yazdığı dil nasıldır, okur musunuz?” deyişini unutamam. Nâzım’ı, “Hava Kurşun Gibi Ağır” başlığıyla yazan Hıfzı Topuz, yaptığımız uzun sohbette şöyle demişti:
Atatürk, 10 yıl daha yaşasaydı, Nâzım hapiste değil, onun sofrasında olurdu...
Sabahattin Ali’yi yazmadan önce kızı Filiz Ali’yle uzunca sohbet ettik. Filiz Hanım, “Babamın her şeyi yazıldı” dedi. Farklı bir pencereden yazacağımı söyledim.
Sabahattin Ali, Balkan Savaşı’nın bebeği, Çanakkale Savaşı’nın çocuğu, Kurtuluş Savaşı’nın öğrencisi, Cumhuriyet devrimlerinin öğretmeni, bütün bunların devamında 1940’larda tam bağımsız Türkiye mücadelesinin ölümü göze alan yılmaz savaşçısı. Marko Paşa yazıları bugün bile güncel. Hele Marko Paşa’yı çıkarma mücadelesi; yazarı, yazıişleri sorumlusu, matbaacısı, dağıtıcısı... İnsan okurken kendinden utanıyor, “Bizimki de mücadele mi?” diyor. Mehmet Saydur, Sabahattin Ali’nin Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la birlikte verdiği mücadeleyi ayrıca kitaplaştırdı.
Âşık Veysel’i yazmak için geçen yaz doğduğu köye Sivrialan’a gittim, torunlarının sofrasına oturdum. Köy Enstitüleri defterini gün ışığına çıkarmak ayrı bir heyecandı. En güzel şiirlerini Köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yaparken yazmış olması, Cumhuriyetin halka ulaşmadaki başarısının fotoğrafı.

***

Deniz Gezmiş’in avukatlarından Halit Çelenk’le iyi diyaloğumuz vardı. Sağlığında son uzun röportajı birlikte yapmıştık. Cumhuriyet’te dizi olarak yayımlanmıştı. Bunu kitap haline getirelim derken, Silivri yılları başladı. Halit Çelenk’in ailesi, arşivlerinin de önemli bölümünü paylaştı.
Silivri üretim ve dolum tesislerinde “Denizlerin Davası” başlığıyla kitaplaştırdığım söyleşiyi, yukarıda sözünü ettiğim seriye taşırken Deniz’lerden sonrasını da buna eklemek gerekti.
Halit Çelenk’le söyleşi ve arşivin yanı sıra Turhan Feyizoğlu, Erdal Öz, Nihat Behram’ın kitapları bana rehberlik etti. Feyizoğlu’nun, “Deniz, Bir İsyancının İzleri” kitabı anı ve söyleşi zenginliği kadar istatistiki veriler bakımından da eşsiz bir çalışma.
Deniz’lerde acı gerçeklerden biri, siyasilerin gençlere karşı acımasızlığı.
1960’larda tüm dünyada gençlik hareketleri vardı. Fransa’dan İngiltere’ye, onlar gençleri anlamaya çalıştı, Türkiye asmaya!