Siyasetin dili ve kadın cinayetleri

06 Eylül 2019 Cuma

Türkiye’nin en büyük toplumsal ve siyasal sorunu Atatürk Devrimlerine rağmen, Feodal Kültür’den hâlâ kurtulamamış olmasıdır.
Feodal Kültürün kalıntılarının hâlâ egemenliklerini sürdürmelerine ek olarak, politikacılar ve özellikle sağcı politikacılar, kendi çıkarları için, Aşiret Kültürü değerlerini topluma dayatmakta ve ne yazık ki böylece, ilkel kültür kalıntılarının devamını ve hatta güçlenmelerini sağlamaktadırlar.

***

Geçmişin “Feodal Aşiret Kültürü”, “Çağdaş Çoğulcu Demokrasi”nin en büyük düşmanıdır:
Bu kültür, ailenin/ aşiretin/reisin kimliğini başka bütün kimliklerden üstün görür.
Bununla da yetinmez, kendi ailesinin/aşiretinin/ reisinin kimliğinden farklı olan bütün kimlikleri kendisine düşman olarak algılar ve öyle konumlandırır.
Bu kültüre göre ailenin/ aşiretin/reisin varlığı, (bekası) her kişiden/ bireyden önemlidir; bireylerin/kişilerin varlıkları (bekaları) sadece ve yalnızca ailenin/aşiretin/ reisin varlığına, (bekasına) refahına, gücüne bağlıdır.
En yüce ve en mukaddes olan değer, aileye/aşirete/reise bağlılıktır; ailenin/ aşiretin/reisin değerleri, inançları, gelenekleri ve elbette kimliği her şeyin üstündedir!

***

Türkiye gibi “Endüstrileşme ve Kentleşme Sürecini” tamamlayamamış olan ve hâlâ Feodal Kültür kalıntılarıyla boğuşan ülkelerde politikacılar ne yazık ki bu “Aşiret Kültürüne” dayalı bir “Parti Devleti” ve bir “Kişisel İktidar” kurma çabasındadırlar:
Çağdaş çoğulcu Demokrasilerin vazgeçilmez örgütleri olan partilerle olan ilişkiler, genellikle sağcı olan bu politikacılar tarafından taraftarlarına bir “Aile/ Aşiret” bağı gibi empoze edilir...

Liyakat rafa kaldırılır, nepotizm (kayırmacılık) egemen olur.
Kendilerine oy veren seçmenler, uzak akrabalardan oluşan aşiret mensupları olarak, ufak tefek menfaatlarla beslenirken pastanın büyük dilimi “Aile”ye ve yakın akrabalara aktarılır.
Elbette bu düzenin devam etmesi için siyasetin dili, “Aile/ Aşiret/Reis” kimliği gibi mukaddesleştirilen “Parti/ Lider” kimliğine dayalı olarak, “biz ve onlar” ayrımıyla keskinleştirilir:
Muhalifler, yabancılaştırılır, hatta ihanetle suçlanır...
Ayrımcılık, kavga ve “nefret dili” siyasete egemen olur!
Sonuçta siyasetin “nefret dili” bütün toplumu etkiler:
İlişkiler kabalaşır...
İnsanlar arası sevgi, güven ve dayanışma azalır...

Kaba kuvvet egemen olur...
Kadın cinayetleri de artar!