İngiltere’de kriz derinleşiyor

02 Eylül 2019 Pazartesi

İngiltere’de toplumun yarısının öfkesini, en gerici nostaljilerini siyasi kariyerleri için istismar eden politikacılar, “yeni faşist” entelektüeller, cumartesi günü toplumun hiçe saydıkları öbür yarısıyla karşılaştılar.

Ortadan bölünmüşlüğün resmi
Neoliberalizm, ekonomik krizle beslenerek canlanan ırkçılık İngiltere’de son derecede zehirli bir ortam yaratmıştı. Egemen sınıfların geleneksel temsilcisi, Muhafazakâr Parti ve “birinci at” yorulunca ahırdan çıkarılan “ikinci at” İşçi Partisi bu zehirli ortamın etkisiyle varoluş sorunlarıyla yüz yüzeydi.
Muhafazakâr Parti lideri Başbakan David Cameron, ülkenin başına gelecekleri hesaplamadan, tam da toplumdaki “yalnızca kendini düşünen siyasi seçkinler” algısıyla uyumlu bir tercihle, ülkenin değil de partinin sorunlarına öncelik vererek, İngiltere’nin Avrupa Birliği üyeliğini referanduma sundu.
Aynı dönemde İşçi Partisi seçim yenilgisinden sonra istifa eden liderinin yerine “yeni tabakta eski yemek”, Blair’ci adaylar arasından bir lider seçmeye hazırlanıyordu. Ortadaki sevimsiz görüntüye makyaj yapmak için listeye emektar sosyalist Jeremy Corbyn’in adı eklenince, yıllardır bastırılan enerji birden boşandı. Düzen partilerinin, siyasilerinin, entelektüellerinin korkudan kocaman açılmış gözlerinin önünde siyasi manzara hızla değişti. Corbyn, başkan seçilmekle kalmadı, parti hızla büyüyerek 600 bin gibi “korkunç” bir üye sayısına ulaştı.
Bu iki gelişmeyle birlikte, ülkeyi birbirini izleyen siyasi krizlerin içine sokacak sürecin kapısını açtı. Cameron’un bencil tutumu, solun AB karşısındaki geleneksel ve haklı kaygılarını konjonktürün koşullarına uydurmaktaki başarısızlığının getirdiği kararsızlık, referandumdan yüzde 48’e 52 Brexit çıkmasına yol açtı.
Brexit sonuçları üzerine yapılan sosyolojik ve demografik analizler, ülkenin ortasından ikiye bölünmüş olduğunu gösteriyordu. Yalnızca işçi sınıfı değil, kapitalist sınıfların bile Brexit konusunda bölünmüş olması, çok karmaşık bir ortama işaret ediyordu.

Zehirli nostalji…
Bir haftadır, İngiltere’de bir “anayasa hilesinden”, “meclis darbesinden”, “otokrasinin yükselmeye başlamasından”, “bir seçimli diktatörlüğün” gelişmesinden söz ediliyor. Deneyimli yazar Cockburn yaşananları, “Erdoğan’ın iktidarı ele geçirme sürecine” benzetiyor. Adeta bir kaos ortamı var. Çünkü, Muhafazakâr Parti’nin yaş ortalaması 50’nin üzerinde olan üyelerinin en zehirli nostaljilerine yaslanarak lider seçilerek başbakan olan Boris, son üç yılda Brexit kampında yaşanan değişikliklerin sonuçlarından korkarak parlamentoyu askıya aldı.
Son üç yılda, Brexit sonucunu hazırlayan yolsuzluklar, yalanlar, Facebook, Twitter üzerinden seçmen manipülasyonu, Rusya parasının rolü artık biliniyor, Ulusal Suç Ajansı tarafından soruşturuluyor, hatta filmlere konu oluyordu.
Dahası, Brexit’in yol açabileceği, ekonomik ve toplumsal yıkım giderek artan sayıda vatandaşın bilincine çıkıyordu. Dengeler değişmişti. Halkın, egemen sınıfların temsilcilerine yönelik öfkesini, aşırı sağcı (“Yeni Faşist”) nostaljilerine, İngiltere’yi otokrasiyle yönetilen, Singapur’a çevirme fantezilerine dayanak yapmak isteyen kesimler, aniden toplumun öbür yarsıyla karşı karşıya kaldıklarının ayırdına varmışlardı.
Yeni bir referanduma izin verecek tartışmaları, milletvekillerinin iradesini yansıtacak bir meclis kararını bloke ederek bir an evvel Avrupa’dan çıkmak gerekiyordu. Ekonomi duvara çarparmış, İrlanda’da çatışmalar yeniden başlarmış, İskoçya ve Galler ayrılmaya kalkarmış, ırkçılık, yabancı düşmanlığı tavan yaparmış, onlar için hiç önemli değildi…
Ancak, demokrasi güçlerinin, hatta devlet bürokrasisinin direnci artıyor. Bu direniş sermaye sınıfının sözcüsü yayınlarda yankılanıyor. Dahası halk da sokaklarda. Cumartesi günü ülkenin büyük kentlerinde 80 noktada binlerce vatandaş parlamentoyu askıya alma kararını protesto ediyordu. İşçi Partisi lideri Corbyn, tüm partiyi bu gösterilere destek vermeye ve katılmaya çağırmıştı. Parlamentoyu askıya alma “uyanıklığı” geri tepmeye başlamıştı, ama pazar sabahı gazeteler, Boris’in bakanlarından Gove’un, “meclisin alacağı karara uymayabileceklerine” ilişkin sözlerini aktarıyor, kriz derinleşmeye devam ediyordu.