Enver Aysever

Siyasal İslam öldürür!

02 Eylül 2019 Pazartesi

Dün “Dünya Barış Günü”ydü, kimi göstermelik, kimi içten kutlamalar yapıldı. “Barış” demenin suç olduğu coğrafyada, iyice içi boşalmış haldeyken kavramın, inatla, yüksek perdeden dile gelmek önemli. Her gün biraz daha büyüyor sancı, ağır ağır, belki farkında olmadan ölüyoruz. Toplum yaşamının oksijeni “özgürlük”tür. “Barış” için demokrasi gerekir, kişiler kendilerini yurttaşlık bağıyla, eşit olarak ait hissetmek ister devlete. Devlet kutsal değildir. Mutlu yaşamak için araçtır. Oysa bizde kişinin ne hissettiği, düşündüğü önem taşımaz. Soyut bir devleti yaşatmak için ölürüz, öldürülürüz. Kuşkusuz sınırların kalktığı, sömürünün olmadığı bir dünya düşlemeye devam ediyoruz. Henüz çok uzağız!

Yakılan Erdoğan posteri
Geçen gün Suriye’den kaçan cihatçıların yoğunlukta olduğu bir grup sınırımıza dayandı. Askerle sıcak çatışmaya girecek kadar ileri götürdüler işi. Çaresizlik yaptırır her şeyi. Ellerinde Erdoğan posterleri vardı, yaktılar, hakaret ettiler. Kendini kandırılmış hisseden, bol katilli, toplama bir grup. Yazık ki içlerinde masum insanlar da var, bu hesaplaşmada ağır bedel ödüyorlar. Suriye ordusu Rusya desteğiyle toprak bütünlüğünü sağlamak için sona geldi. Sorun bizimdir artık. Daha düne dek kahraman görülen Erdoğan’ın, şimdi düşman sayılmasının nedeni elbette siyasal İslam pragmatizmidir. “Bumerang” döndü, onu vuruyor.
Suriye ile sıcak çatışmaya girebiliriz. Bu siyasal tercih anlamına gelir. ABD’ye “Senin izindeyim, senle beraberim” demenin en kısa ve tehlikeli yoludur. İki küresel güç arasına sıkışan Türkiye, tuhaf ve zor bir dönemeçte! Düşünün devlet başkanı hangi ülkeye gitse, mutlaka bir şey alıp dönmek zorunda kalıyor. Kimi kullanamayacağımız savunma sistemi satıyor, kimi parasını ödediğimiz füzeyi bile vermiyor. Hazin son bu! Ne saygınlığı kaldı ülkenin, ne de sözü ciddiye alınır halde. Giderek artan “siyasal İslam” aklı (varsa tabii) herkesi esir aldı. Artık uygar dünyanın parçası değiliz. Belki hiçbir zaman tam olamadık ama hiç bu kadar kötü duruma düşmemiştik. Gördüğüm en faydacı siyasi RTE bakalım şapkadan nasıl bir tavşan çıkaracak?

Suya düşen neo- Osmanlı hayali
Neo-Osmanlı hayaliyle çıktığı yolda yaya kalan Erdoğan ekibi, şu sıralar iç hesaplaşma yaşıyor. AKP’nin bölünüp dağılmasından tek başına sonuç çıkmaz. Kaldı ki iktidarı elinde tutmak için her yolu deneyecektir Erdoğan. Kayyım atamaktan tüm toplumu tutuklamaya dek. İktisadi krizden çıkmak için dış siyasette ödün vermeye de devam edecek. Diyeceğim; “siyasal İslam” içinden türeyecek yeni herhangi bir hareketle daha iyisi mümkün değildir. Babacan, Gül, Davutoğlu yeni siyasal aktörler değildir. Hele umut hiç değildir. Hesap vermeleri gerekirken, şimdi piyasaya sürüldüler.
Ülkenin rotasını anlamak için Diyaneti ve başındaki Ali Erbaş’ı izlemek yeter. Mezhepçi, kinci, ırkçı, erkek dil “siyasal İslam”a aittir. Burada hukuk, bilim olmaz. Çocuk tacizleri, kadın cinayetleri olur. Hamasetle buraya dek gelinebilirdi, artık yolun sonudur. Ülke içinde bulunan cihatçılara yenisi eklenecek. Yani? Ülke en büyük terör riskiyle karşı karşıyadır. Bu lümpen grupların nasıl davranacağını kestirmek güç. İnternette sorgulayın, daha düne dek ÖSO denen cihatçılarla TSK’yi yan yana göreceksiniz. Şimdi o katiller askerlerimize saldırıyor. Bunun ne demek olduğunu yakın zamanda iyice anlayacağız.

Hesap vermesi gerekenler
Suriye meselesinde öteden beri yanlış tutum takınan herkes sorumludur. IŞİD tarafından: “Anne kurtarın bizi” diye ağlayarak yakılan askerlerimizi haber yapamayan basın en başta elbette. “Esad katil, diktatör, demokrasi düşmanı” deyip komşunun içini karıştıran herkes işin içindedir. Sanki biz demokraside yaşıyormuşuz gibi, utanmadan yaptılar bu propagandayı. Uyaran herkesi Esad’cı saydılar. Gerçek yurtseverleri sindirmek istediler. Şimdi artık sorun bizimdir, büyüktür.
Dünya “siyasal İslam”ın ne olduğunu gördü. Babacan, yakın çevresine ve siyasi davet yaptığı kişilere: “Siyasal İslam bitti, biz özgürlükçü, liberal bir parti olacağız” diyor. Bu cümleden anlayın niyetlerini! Piyasacı, ABD çizgisinde yeni AKP geliyor işte. Tek fark artık “siyasal İslam” bitti, farkındalar.
Yazık ki halen kullanışlı katillere ihtiyaç duyan devletler var. Hep söyledim, “Suriye meselesinde en ağır bedeli Türkiye ödeyecek” diye. Siyaset karışıyor, kartlar yeniden dağılıyor. 30 Ağustos günü Akşener ve Erdoğan’ın hayli samimi hallerini de not edelim şuraya. Malum: “Kimler kimlerle beraber” günlerindeyiz…