Geçmişle geleceği buluşturmak

29 Ağustos 2019 Perşembe

Galataport: Türkiye’nin dünyaya denizden açılan kapısı”. Çok görkemli bir tanıtım toplantısıyla ve bu sloganla tanıtıldı İstanbul Galataport birkaç gün önce. Tarih ve coğrafya görkemi. Görüntü görkemi. Ne yapsak ne etsek bir türlü yok edemediğimiz İstanbul görkemi... Türkiye’yi bilmem, ama o noktada durup önünüzde uzanan manzaraya baktığınızda içinize çektiğiniz solukla birlikte dünyayı kucaklamış gibi oluyor ve iyi ki yaşıyorum diyorsunuz.

Dünden bugüne
Uzun yıllar, nice kavgalara, nice yasa değişikliklerine, koruma kurullarının, Danıştay kararlarının çelişkilerine neden olan; inşası defalarca durdurulan, yeniden başlatılan Galataport’un uzun yıllar süren bir serüveni var. 1994’te Çiller hükümetinin burayı turizm bölgesi ilan etmesinden sonra kent yaşamının, hayatımızın bitmeyen çilelerinden biri olmuştu.
Dünün ayrıntılarına girmeyeceğim. Şunu söylemekle yetineceğim: En büyük korku, endişe, itiraz kent belleğinin bir kez daha yerle bir edileceğiydi...
2013’te Doğuş Grubu’nun Salı Pazarı ihalesini alması, 2014’te Bilgili Holding ortaklığı birbirini izledi. O tarihten sonra olay hız ve ivme kazandı. Öyle ki Türkiye’den önce yurtdışında tanınır ve dört gözle beklenir oldu. Hatta yurtdışı fuarlarında “kruvaziyer limanı” olarak örnek gösterildi.

Kentin belleği
Peki, o korku, o endişe, o itiraz yok oldu mu? Bu soruyu yanıtlamak için 2020 yılının nisan-mayıs ayını beklememiz ve yaşamamız gerekir. (İlk dev kruvaziyer 5 Nisan’da geliyor. 2020’de 25 dev gemi, 2021’de 145 gemi şimdiden programlanmış.)
Tanıtım toplantısında tüm yetkililer kent belleğinin kesinlikle yok olmayacağını, her metrekare inşaatın koruma kurullarının onayını aldığını vurguladı.
Yalnız kent belleğinde değil, benim kişisel tarihimde de eşsiz yeri olan 1940’lardan kalma Karaköy Yolcu Salonu (17 yaşındayken yitirdiğim babamın, aile fotoğraflarına girebildiği son mekân) ve 1900’lerin başında gümrük binası olarak inşa edilen PTT Paket Postanesi binaları yıkılmış, ama aynısının tıpkısı, altyapısı güçlendirilerek yeniden yapılmıştı.
Tanıtım sırasında Ferit Şahenk’in “İstanbul’un geçmişiyle geleceği, hiç bu kadar yaklaşmamıştı” ve “200 yıldır İstanbul halkına kapalı olan 1.2 kilometrelik sahil şeridi ilk kez İstanbullulara açılıyor” sözü...
Serdar Bilgili’nin ise bu dev proje için “Bu bir sosyalleşme ve kültür projesidir... İstanbul halkının mutluluk seviyesini yükseltecek bir projedir” tanımlaması vurucu ve iddialı sözlerdi. Dilerim gerçekleşir.

Ana liman ve kültürel çeşitlilik
400 bin metrekarelik inşaat alanını kapsayan projenin ekonomik ayrıntılarını iki gün önceki Cumhuriyet’te bulabilirsiniz. Benim için önemli olan kültürel ayrıntılar.
Karaköy Meydanı’ndan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’ne dek uzanan bu bölge unutmayalım ki bir ana liman. Buraya yanaşan dev kruvaziyerlerden inen binlerce ziyaretçinin tüm giriş çıkışları yeraltına alınmış. Gümrük, pasaport, park, transfer aklınıza ne gelirse hepsi yeraltında: Gemiler geldiğinde kapaklar açılıp teknik çalışıyor. Dünyada ilk kez uygulanan kapak sistemiyle terminal yeraltında hizmete giriyor. Neyse ki küçük yolcu motorlarının da durakları var...
Yerüstünde ise 2 iddialı müze. İstanbul Modern ve İstanbul Resim ve Heykel Müzesi. Dünya çapındaki Peninsula Otel (sadece işletmeci değil, aynı zamanda önemli yatırımcı), yeme-içme mekânları (projenin yüzde 35’i), alışveriş mekânları vb. olacaktır.
Tanıtımdaki en büyük eksiklik (ve bence büyük ayıp) tek mimar adı geçmemesiydi. Ben söyleyeyim:
Davetli yarışma sonucu projeyi ana planlamayı dünya çapındaki Dror ve Gensler Grubu üstleniyor. İstanbul Modern’in mimarı Renzo Piano. Resim ve Heykel Müzesi’nin mimarı Emre Arolat. PTT ve Salı Pazarı cephe tasarımı: TO Studio (Tenju Özelgin ve Arif Özden). Norm Mimarlık, Nokta Planlama; Zeynep Fadıllıoğlu; BEA; Autoban gibi 180 firmanın işbirliği var...
Bu anlattıklarımı ve çok daha fazlasını dev bir makette incelerken ve hayran olurken Sedat Hakkı Eldem’i düşünmedim değil. Maketin dikey hatları, Sedat Hakkı’nın tekrara dayanan imgelerini düşündürüyordu...
Umarım, mimarideki zenginlik, kültürel zenginliğe de yol açar. Galataport İstanbulluların mutluluğuna mutluluk katar...