Yazgülü Aldoğan

İki yüz yıl sonra limanla buluşacağız!

29 Ağustos 2019 Perşembe

Otuz yıldır Galata’da oturan biri olarak önce Perşembe Pazarı’nın kültür ve sanat merkezi, sonra Salı Pazarı’nın Galataport olarak liman ve gezi alanı olmasını beklemekten yoruldum! Oysa, ikisi de ben buraya yerleşmeye karar verdiğimde proje aşamasındaydı! Perşembe Pazarı’na yapıla yapıla bir küçük park şeridi yapıldı, etrafı ucuz balık ekmekçilerle dolduğu için yanık yağ kokusundan gezilmiyor, hırdavatçılar da hâlâ orada! Galataport ise Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı sırasında projelendi, sonra kalakaldı. 2014’te Özelleştirme İdaresi’nden yeniden açılan ihaleyi alan Doğuş Grubu, Bilgili Holding’i de yanına alarak inşaata başladığında ne olursa olsun, yeter ki bir şeyler olsun deme noktasına gelmiştim! Tarihi eser olan Paket Postanesi yıkılınca endişe doruğa çıkmış, sabahtan akşama kazık çakma sesi ve vinç görüntüsü bezdirmişti ki sona gelindi, gün sayılmaya başlandı denildi. Herkesten daha çok merak ettiğim proje hakkında en büyük korkum, binaların yükselmesi, Ataköy’deki SeaPearl rezaleti gibi bırakın denizi, gökyüzünü bile göremeyecek olmamızdı! Önceki gün yapılan tanıtım toplantısından sonra rahatladım: Projenin maketi göz alıyor, yerin altına yapılan yolcu karşılama alanları, kruvaziyerler geldiğinde kalkacak olan kapaklar sayesinde buranın hiçbir zaman şehir insanına kapanmayacak olması ve en güzeli, binaların yükselmemesi beni çok sevindirdi. Evet, çok bina var, ama 3-4 katla sınırlanmış ve promenad kısmı tamamen halka açık! 200 yıldır halka kapalı olan Salı Pazarı sahili, liman nihayet açılıyor, slogandaki gibi “Deniz Senin, Şehir Senin” oluyor.

Müzeler ve park
Fındıklı Parkı dışında iki cami arasında, içinde Tophane Çeşmesi ve Saat Kulesi de olan açık etkinlik alanı olacak bir parkın deniz tarafında İstanbul Modern, yanında İstanbul Resim Heykel Müzesi olmak üzere iki müze bulunuyor. Ferit Şahenk’in “Bu bizim ustalık eserimiz” dediği proje çok yakında bitiyor ve 5 Nisan 2020’de ilk gemiler gelmeye başlıyor. Şimdiden ilk yıl için 60, ikinci yıl için 140 kruvaziyer rezervasyon yaptırmış. Kruvaziyerler, üstelik başlangıç ve bitiş noktasını İstanbul olarak kullanacak. Kabataş’a doğru olan binalarda ofisler, alışveriş ve yiyecek - içecek mekânları bulunacak. Bu hareketlilik Karaköy, Tophane, Salı Pazarı ve Galata’nın çehresini değiştirecek. Proje grubu içinde bir de Karaköy’ü Güzelleştirme Derneği kurulmuş, ki Karaköy zaten çok güzel, tozunun alınıp makyajının yapılması, sahip çıkılması yetecek, buna ayrıca çok sevindim. Projenin turizme katkısının 1 milyon dolar olması beklenirken en az 5 bin kişiye de istihdam sağlayacak.
Şehir Hatları İşletme Binası, Yolcu Salonu ve yanındaki iki bina dünyaca ünlü Peninsula Hotel oluyor, ama en güzeli binalar büyütülmüyor, sadece, çok ciddi erozyona uğramış kısımları yenilenerek restore ediliyor. Yolcuların inip binmesi, valizlerin havaalanı gibi raylı sistemle verilecek olması, otobüs, taksilerin yerin altına alınmış olması önemli. Ayrıca burada 2 bin küsurluk bir otopark da devreye girecek. Trafik denizden olmalı.
Ama ne olursa olsun, bu kadar çok turistin tarihi yarımadaya gitmek için yapacakları otobüs ve taksi trafiğini Tophane ve Karaköy kaldıramaz. Yapılacak tek şey deniz yolunu kullanmak: Zaten deniz kenarına indirdiğiniz yolcuları, Kabataş’ta bekleyen motorlarla Sarayburnu’nda liman olarak gözüken ama boş duran sahile indirir, arka yoldan Topkapı Sarayı’nın önüne çıkarırsınız. Belediye ve valilikle çözülmeyecek iş değil. Karaköy değişince Perşembe Pazarı da değişir. Hatta, bir cesur turizmci çıksa, valilikle işbirliği yapsa, tıpkı eski Sultanahmet Cezaevi bugün Four Seasons Hotel olarak Sultanahmet’in nasıl prestij oteli olduysa, Galata’daki bir zamanların ünlü genelevini bir butik otele dönüştürse? Bir zamanların vergi kraliçesi Manukyan’ın ölümünden sonra avukat olan oğlu orayı çalıştırmadı. Kalan birkaç evin de artık ne anlamı ne de orada olmasının yeri var.

Eleştiri yok mu?
Farklı bir görüş, Norveç kruvaziyer turizmini azaltırken bizim İstanbul’un göbeğinde mas turizm yapmaktan vazgeçip kültür turizmine ağırlık vermemiz gerektiği. Kalabalık turist gruplarının şehri yorduğu, Türkiye’nin kültür turizmi için çok fazla varlığı olduğu. En çok para harcayan turist grubunun da bu grup olduğu. Japonlar zamanında Kapadokya’da az para bırakmadı, şimdi yoklar. Ortadoğulu turistler ucuz alışveriş peşinde koşuyor, Ruslar ve Almanlar Antalya’da her şey dahil paketlerin tadını çıkarıyor. Gemi turisti sadece küçük esnafın yüzünü güldürür deniyor. Turisti bilmem, ama Galataport İstanbullunun hoşuna gidecek, eminim!