Enver Aysever

Halk dalkavukluğu!

19 Ağustos 2019 Pazartesi

İstanbul sağanak yağmurda can çekişirken, yandaşlar ve troller “İmamoğlu nerede?” diye kampanya başlattı sosyal medyada. Bir kez aklından vazgeçip vicdanını yitirdin mi, sonrası kolay elbette! Erdoğan kendi demedi mi, “İstanbul’a ihanet ettik” diye! Yirmi beş yıldır İstanbul’u kim yönetiyor, insaf! Gülüyoruz bu duruma ama acınacak haldeyiz aslında... Rant, talan uğruna İstanbul’u soluksuz bırakanlara tek laf etmeyeceksin, iki aylık başkana saldıracaksın. Pes!

***

Melih Cevdet bir yazısında halka yapılacak en büyük ihanetin “dalkavukluk” olduğunu söyler. Geçen perşembe yazımdan sonra onlarca telefon, ileti geldi. Arayanların bir kısmı siyasi oyunun doğrudan içindeler. Umarım değerlendirmeleri uğrunda kavga verirler. Yandaş basından da yazımdan alıntı yapıp İmamoğlu’nu eleştirenler oldu. Uyanıklıklarını anlıyorum ama benden ekmek çıkmaz onlara. Yirmi beş yıl sonra İstanbul el değiştirdi, süreç olabildiğince az hata ile yönetilmeli. Gördük işte, selle birlikte fatura kime çıktı, üstelik haksız yere! Hep söyledim, gericilikle uzlaşılmaz.

***

Belediyelerin nasıl çiftlik gibi kullanıldığını her gün okuyoruz. Kavakçı olayını yazıyor Terkoğlu günlerdir. Tarikatlara, cemaatlere peşkeş çekilen kamu olanaklarını Cumhuriyet muhabirleri manşetten vermeye devam ediyor. Yandaş basına aktarılan paralar kesilince, batacak hale geldi koca gazeteler, televizyonlar. Nasıl bir talan söz konusu, düşünün! Kim bilir daha neler çıkacak.
Sıradan bir CHP’linin iletisi şöyleydi o gün:
Anama küfreden adam İETT’nin başında.
Benim görevim bu insanların hakkını korumaktır.

***

Laf lafı açıyor, dört gün tatile çıktım, ardından bayram gelince on gün daha eklendi. Hemen sorular geldi: “Halk TV’den kovuldun mu” diye. Yurttaşa haksız diyebilir miyiz? İnsanlar mesleğini yapanların nasıl kolayca kapı önüne konduğunu bildiği için kaygı üretiyor. Her mahallenin ağası ve delisi var. Hangisi olmayı seçtiğin belirler yürüyeceğin yolu. Bizim ülkede her yazıdan, yayından sonra kapının önüne konma olasılığını bilmek gerekir. Nihayetinde ekran, köşe topluma yararlı olmak için kullanılması gerekir. Bu çağda hepimiz kolayca “popstar” oluyoruz, aldanmamak lazım.
(Basında gazetecileri sendikasızlaştıran her kim varsa bugünün bir sorumlusu da onlardır. Patronlar kadar onlarla iş tutan yöneticileri kast ediyorum elbette.)

***

Saray’da yargı mevsimi açılıyor. Yargıçlar, savcılar alkış tutacak. Yetmiyor TBB Başkanı, temsil ettiklerine rağmen gideceğini söylüyor. Türkİş Başkanı ayıbını (elbette suçunu), “Beni eleştirenler terörist” diye örtmeye çalışıyor. Daha neler göreceğiz bakalım! Bu düzen tüm çürümüşlüğüyle ortada artık! Onarmaya kalkmak ya saflıktır ya da işbirlikçiliktir.

***

Cumhuriyet bir uygarlık hedefiyle kuruldu, özgün yanı “anti-emperyalist”, “aydınlanmacı”, “laik” olmasıydı. Bunların tamamını yitirdik. Yeniden kazanmak için uğraşıyoruz. Burada vaziyeti idare edenlerle yan yana duramayız. Piyasacı çözümlerle gidilecek yol yoktur. Kim günlük siyasetten çıkar devşirmek adına hakikate gözlerini yumup kulağını tıkıyorsa hesabı vicdanında verir.
Not: Perşembe günü yazımda Livaneli’nin konserde anlattığı bir öyküden söz etmiştim. Bu öykünün yakında yitirdiğimiz sevgili Cücenoğlu’nun “Çığ” adlı oyunu olduğunu öğrendim. Uyaran Ayşe Emel Mesci ve Orhan Aydın’a teşekkür ederim.