Olayların Ardındaki Gerçek

TÜSİAD’ın Tespitleri ve Erdoğan

18 Mayıs 2019 Cumartesi

İBB Başkanlığı seçiminin iptal edilip İmamoğlu’nun mazbatasının geri alınması ve 23 Haziran günü yapılacak seçime 37 gün kalması tüm dikkatleri seçime çevirmiş bulunuyor. Bu doğaldır.

Ancak bu arada dikkatten kaçmaması gereken kimi konular var. Örneğin, üç gün önce yapılan TÜSİAD toplantısı ve orada yapılan konuşmalar.

TÜSİAD, yakınlarda genel kurulunu yaptı, işadamı ve sanayici Simone Karlowski başkan seçildi. TÜSİAD’ın bir de Yüksek İstişare Kurulu (YİK) var. 15 Mayıs Çarşamba günü TÜSİAD’ın Yönetim Kurulu ile YİK, birlikte toplantı yaptılar.

TÜSİAD Başkanı, Karlowski ve YİK Başkanı Tuncay Özilhan, bu toplantıda yaptıkları konuşmalarda önemli mesajlar verdiler. 31 Mart seçimlerinin bir demokrasi sınavı olduğu belirtildi. Bu mesajlar korkusuz, dik duruşlu, açık ve samimi noktaları içeriyor. Bu nedenle her iki başkanın konuşmalarının temel unsurlarını vereceğiz.

Karlowski şu noktalara vurgu yaptı:

1. İş dünyası ancak istikrarlı ve hukukun üstünlüğünün var olduğu ortamlarda yatırım ve üretim yapar. Böyle ortamlar yaratmak devletin başlıca görevidir.

2. Yerel seçim takvimi Türkiye ekonomisinin 2019 yılında gerekli büyümeyi yapmasını mümkün kılmıyor.

3. Ülkede net tasarruf düzeyi yükselmedikçe borçluluk artmakta ve ekonomi kırılgan hale gelmektedir.

4. Endişeler güven kaybına neden oluyor, 2023 hedeflerini tutturmak zordur.

TÜSİAD YİK Başkanı Özilhan da konuşmasında önemli mesajlar verdi. Şöyle ki:

1. Hukukun üstünlüğü ve demokrasi olmazsa, ekonomi de olmaz.

2. 2007 yılından beri 15’inci kez sandığa gidilecektir. 12 yılda 15 kez sandığa gitmek istikrara zarar veriyor, tüm enerjimizi yiyor, yorgun düştük, zafiyet işçisinden işverenine tüm kesimleri zorluyor.

3. Seçim sonuçlarına itiraz, partilerin en doğal hakkıdır ancak seçmen iradesine de saygı duyulmalıdır. Tekrarlanacak olan İstanbul seçimlerinde yeni fay hatları ve yeni gerginliklere yol açılmamalıdır.

“31 Mart’ta Türkiye demokrasi sınavı verdi. Bu sınavda kimin ne not aldığını ileride tarih yazacak” diyen Özilhan, ayrıca bir gönderme yaparak “Ekonomideki sıkıntıları aşmamız için önce yönetim sistemimizdeki sıkıntıları aşmamız gerekir. Aksi halde, ekonomide atılacak adımlar yarayı tedavi etmez, pansuman niteliğinde kalır” dedi.

Bu toplantıyı ve yapılan açık, şeffaf konuşmaları uzun uzun analiz etmeye gerek yoktur. Çünkü çok açıktır. Konuşmaların son derece önemli olduğunu bir kez daha belirtmek istiyoruz.

Tehdit

TÜSİAD yetkililerinin bu konuşmaları üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan, iç güvenlik birimleriyle yaptığı iftardan sonra özellikle Özilhan’ın konuşmasını ele alarak şunları söyledi:

“Buram buram demokrasi hazımsızlığı ve istatistik cinliği yapan konuşmasını üzüntüyle dinledim. Dışarıdan vuran vuruyor ama içeriden vuranlara günü geldiğinde hesabını sormasını da bilirim.”

Bu sözler en üst makamdan verilen bir ihtar ve tehdit niteliği taşımaktadır. Mayıs ayının ilk haftasında da böylesi bir olay olmuştu. Kimi işadamları, seçimlerin iptalini doğru bulmadıklarını açıklamışlardı. Erdoğan buna karşı da sert tavır almıştı. Bu konuda 9 Mayıs 2019’da şöyle söylemiştik:

Erdoğan, şöyle diyor: “Bazı işadamları dün açıklanan karardan sonra garip garip açıklamalar yapıyor. Yanlış yapıyorsunuz, herkes haddini bilecek. Ekonomi ile mi uğraşıyorsun? İşadamı mısın? Sen işini yap, sana düşeni, sandığına git oyunu kullan, ama kalkıp da seçim yargısının verdiği karara müdahale mahiyetinde açıklamalar yaparsanız bu sizin de nerede durduğunuzu, nereye oturduğunuzu ortaya koyuyor. Bizim de size bakış açımız değişecektir.”

Bu sözler Özilhan’ın konuşmasına karşı yapılan “tehdit”, hukuk, özgürlükler ve demokrasi açısından çok talihsiz açıklamalardır.

Demokrasi ve seçimler bütün vatandaşlarındır. Bu konuda işveren de işçi de, emekli de, politikacı da konuşma hakkına sahiptir.

Bunun anlamı şudur, siz işadamısınız, işinize gücünüze bakın seçimler hakkında konuşmayın. Seçimler konusunda sadece politikacılar konuşur. Bu çerçevede bir düşünce çok sakat sonuçlar doğurur.

İşadamlarını; sen işini yap, sandığına git oyunu kullan, bu konularda konuşma, yoksa sizin üzerinize gelirim diyerek tehdit etmek, demokrasiden uzaklaşmanın kesin göstergesidir.

Demokrasi sadece politikacıların değil tüm halkındır. İşçisi, emekçisi, memuru, işadamı, esnafı, köylüsü, ev kadını, emeklisiyle hepimizindir. Bu şekildeki tehditler tehlikeli bir yöntemdir.

Hele bu tehditler uygulama alanına geçerse rejimin adı değişir.