Anadolu İhtilali'nin İlanı

Milli Mücadele’nin ilk bağımsızlık belgesi, 19 Mayıs’tan 1 ay 3 gün sonra Amasya’da yayımlandı. Amasya Bildirisi, Milli Mücadele’nin bütün dünyaya ilan edilişidir. Milli Mücadele'nin kurumsallaşmasının ilk adımıdır.

Alev Co?kun
21 Haziran 2019 Cuma, 21:26

Sömürgeci, işgalci emperyalist güçlere karşı verilen mücadelenin temel taşı Amasya Bildirgesi’dir. Milli Mücadele’nin ilk resmi isyan belgesidir. Atatürk, Samsun’a çıkmadan önce, İstanbul’da iken daha Ocak 1919’da Anadolu’da yapacağı çalışmaların planını yapmaya başlamıştı. “Milli sır” adını verdiği bu plan için Nutuk’ta şöyle diyor:

Ben milletin vicdanında ve geleceğinde hissettiğim büyük gelişme yeteneğini, bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak, yavaş yavaş bütün bir topluma uygulatmak mecburiyetinde idim.”

Mustafa Kemal Samsun’da 5 gün kaldı. Etrafta İngiliz casusları cirit atıyordu. Bir an evvel Samsun’dan ayrılıp Anadolu içlerine gitmeye karar verdi. 

25 Mayıs Pazar günü Havza’ya ulaşan Mustafa Kemal ve kurulu, Havza’da 12 Haziran’a kadar tam 17 gün kaldı. 

Havza’dan bütün kolordu komutanlarına ve sivil idare amirlerine gönderdiği genelgede “Bütün yurtta bir milli teşkilat kurulması gerektiğini” bildirdi. Ayrıca, Ege Bölgesi’nin işgalinin protesto edilmesi amacıyla mitingler yapılmasını istedi. (Nutuk s.15-16) 

Bu hareketlerden kuşkusuz İngiliz gizli servisi bilgi sahibi oluyordu. İstanbul Hükümeti de bu gelişmelerden tedirgin oluyordu. Kafalarda “Mustafa Kemal ne yapmak istiyor” sorusu yer almaya başlamıştı. 


KIRMIZI IŞIKLARIN VERDİĞİ TARİH

Mustafa Kemal için kırmızı tehlike ışıklarının yandığı tarih 6 Haziran 1919’du. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastığının tam 19. günüdür. Neden kırmızı ışıkların alarm verdiği tarih olarak değerlendiriyoruz. Anlatalım…

İstanbul’u işgal eden İngiliz, Fransız ve İtalyan silahlı güçlerinin Karadeniz ordusu komutanı General Milne, 6 Haziran 1919 günü İstanbul Hükümeti’ne resmi bir yazı göndererek “Mustafa Kemal’in derhal İstanbul’a geri çağrılmasını” istedi.

İki gün sonra, 8 Haziran 1919 günü İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, aynı konuda Osmanlı Hükümeti’ne bir yazı yazıyor, “Anadolu’da karışıklık çıkaranların başını Mustafa Kemal çekiyor” diyerek, Mustafa Kemal’den şikâyet ediyor ve “derhal geriye çağrılmasını” istiyordu.



Harbiye Bakanlığı’nın Anadolu’daki mitinglerin durdurulması gerektiği talimatı veren telgrafa Mustafa Kemal şu yanıtı verdi:


ENGELLEYECEK GÜCÜ KENDİMDE VE HİÇ KİMSE DE GÖREMEM


“...Bağımsızlığı ve milletin varlığını yok eden, milli varlığı tehlikeye düşüren, işgal, cana kıyma ve zulüm gibi, İzmir yöresinde görülen olaylara karşı, ne milletin heyecanını ve içindeki acıları, ne de doğan milli gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimsede hiçbir güç ve kudret göremem.”

Mustafa Kemal böylece bağımsızlık konusunda düşüncesini açıklıyordu.


BARDAĞI TAŞIRAN DAMLA
Bu telgraf, işgallere bir yanıt ve İstanbul Hükümeti’ne karşı bir tavır alıştı. Bardağı taşıran damla olarak da değerlendirilebilir.

Mustafa Kemal’in açık tavır ortaya koyan bu telgrafından üç gün sonra, 6 Haziran 1919’da İşgal Güçleri Komutanı General Milne’nin, Mustafa Kemal’in İstanbul’a geri dönmesini bu sebeple istemiştir.


MUSTAFA KEMAL’İN İSTANBUL’A DÖNÜŞÜNÜ KİM İSTİYOR?

Mustafa Kemal İstanbul Hükümeti’nin kendisini ısrarla İstanbul’a çağırması karşısında şifreli telgrafla aynı soruyu o sırada Genelkurmay Başkanı olan Cevat (Çobanlı) Paşa’ya da sordu.

Anadolu’daki Kuvayi Milliye oluşumunu destekleyen, Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) Paşa, 11 Haziran 1919 günü, Mustafa Kemal’e özel şifreli telgrafla verdiği yanıtta, “Sizin dönmenizi İngilizler istiyor” diye bildirdi.



MUSTAFA KEMAL PAŞA’DAN PADİŞAH’A TARİHİ TELGRAF

Mustafa Kemal, İstanbul’a çağrılışının İngilizler tarafından istendiğini Genelkurmay Başkanı Cevat Çobanlı’nın şifreli telgrafından öğrenince, 12 Haziran’da Havza’dan Amasya’ya hareket etti ve 14 Haziran 1919’da doğrudan Padişah’ın şahsına bir telgraf gönderdi.

Mustafa Kemal’in bu telgrafı Milli Mücadele tarihimizde, Padişah Vahdettin’in konumunu açığa çıkarması yönünden son derece önemlidir. Bu önemli ve stratejik telgraf o günün gereği “Padişahın Yüce Katına” diye başlıyor ve o günlerde Padişah için yazılan yazılarının modelini taşıyordu. İlk cümlesi şöyledir:

Büyük milletin ve kutsal Halifeliğin tek sağlam direği olan saltanatınızı Cenab-ı Hak afetlerden korusun. Memleketimizin bugün uğradığı felaketlerin baskısı ve vatanın parçalanma tehlikesi karşısında, ancak yüce şahsınız başta olmak üzere milli ve mukaddes bir kudretin var olma haykırışı vatanı ve devlet bağımsızlığını ve milleti ve şanlı hanedanınızın altı buçuk asırlık yüce tarihini kurtarabilir.”

Bu girişten sonra Mustafa Kemal konuyu, İstanbul’dan ayrılırken Vahdettin’le yaptığı konuşmaya getirerek şöyle hitap ediyordu:

Yüksek huzurlarınıza son defa kabul edildiğimde, İzmir acı olayından pek hüzünlü olan kalbinizin ve kurtuluş noktasına ait gönlünüze doğan düşünceleriniz bu anda bile hafızamda bütün canlılığıyla yaşamaktadır. Esin kaynağını, sizin bu samimi dileklerinizden alan azim ve imanla görevimi yapıyorum... Şu bir ay içinde hemen bütün Anadolu’nun il, ilçe ve sınır boylarına kadar milletin düşünce ve emellerini komutanların ve memurların duygularını ve uygulamalarını öğrendim ve bilgi edindim.” 


TARİHİ HATIRLATMA    

Yukarıdaki bu iki paragraf, çok önemliydi. Mustafa Kemal Samsun’a hareket etmeden önce, 15 Mayıs 1919 günü Yıldız Sarayı’nda Padişah’la baş başa yapılan görüşmeyi açık olarak Padişah’a anımsatıyordu.

Bu görüşmede Padişah Vahdettin elini bir tarih kitabının üzerine koyarak: “Paşa, Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir... Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, “Devleti kurtarabilirsin!” demişti.

Mustafa Kemal şöyle diyordu: “Padişahım! Hatırlayacaksınız; bana verilen görevlerin yapılması sırasında yabancıların ve bozguncuların mutlaka yalan dolana başvurup engeller çıkarması ihtimallerini daha İstanbul’da iken, konuşmam sırasında belirtmeye çalışmış ve böyle durumlar karşısında Ali İhsan ve Yakup Şevki paşaların düştüğü duruma giremeyeceğimi de ilave etmiştim.”


İNGİLİZLERE YALTAKLANANLAR

Mustafa Kemal bu noktada kendisini İstanbul’a çağıranları ele alarak, “İşte milli vicdanın ciddi biçimde uyanışını ve ortaya çıkışını, uygun görmeyenler, vatanın zararına da olsa İngilizlere yaltaklanmayı meslek edinen zayıf karakterliler, bu kez beni kandırarak İstanbul’a getirmeye çalışıyorlar” diyordu. Bu telgraf tarihi önem taşımaktadır. Aşağıda bu telgrafın stratejik önemi üzerinde durulmuştur.

 

PADİŞAH’A BAŞVURUNUN STRATEJİK ÖNEMİ
Milli Mücadele tarihimizi inceleyen, kitaplar, makaleler ve onları yazan değerli tarihçiler Padişah’a çekilen bu önemli telgraf üzerinde gerektiği ölçüde durmamışlardır. Padişaha yapılan bu başvurunun anlamı üzerinde ne yazık ki, gerçekçi bir değerlendirme yapmamışlardır. 

  Oysa, bu telgraf, Milli Mücadele’nin başlangıç günlerinde ortaya konulan ulusal düşüncenin çok önemli bir belgesidir. Aynı zamanda, Mustafa Kemal ve Padişah Vahdettin’in konumlarını açığa çıkaran, çok önemli bir dönüm noktasıdır.


BİRİNCİ KIRILMA NOKTASI

Mustafa Kemal’in Harbiye Bakanlığı tarafından ısrarla İstanbul’a çağırılması, bu istemin bir İngiliz talimatı olduğunu, Genelkurmay Başkanı Cevat Çobanlı’dan aldığı şifreli telgrafla tespit ve teyit etmesi, onun için son derece önemliydi:

  İngilizlere yaltaklık yapan Osmanlı Devleti’nin bakanlarını da tespit etmişti.

  Şimdi de Padişah Vahdettin’i test ediyordu. Padişah’ın Yıldız Sarayı’nda son gün Mustafa Kemal’e söyledikleri, samimi olarak mı, yoksa laf olsun diye mi söylemişti. Bunu da test ediyor, sınıyordu. 

Padişah’ın samimi olmadığının ortaya çıkması, bunun belgelenmesi, kanımızca Milli Mücadele’nin birinci kırılma noktasıdır. Mustafa Kemal, Anadolu’da kalarak mücadele etmeyi zaten kafasına koymuştu ama bu tarihte yani 14 Haziran 1919’da, Samsun’a ayak bastıktan tam 25 gün sonra artık bu durum tartışmasız bir gerçek olarak ortaya çıkıyordu. 


TELGRAFA YANIT ALAMADI AMA GÖREVDEN ALINDI

Mustafa Kemal, Padişah Vahdettin’e gönderdiği bu tel-grafa yanıt alamadı. Vahdettin, bu telgraftan sadece 9 gün sonra, 23 Haziran 1919’da Mustafa Kemal’i tayin ettiği 9. Ordu Komutanlığı görevinden azledilmesine ve bu olaydan sadece 20 gün sonra da 7/8 Temmuz gecesi, Mustafa Kemal’in ordudan atılmasına onay verdi.

ALTERNATİF TARİHÇİLERE BİRKAÇ SÖZ    

 

Burada son yıllarda kendilerine tarihçi adı veren ve “Mustafa Kemal’i Kuvayi Milliye’yi örgütlemesi için Anadolu’ya Padişah Vahdettin gönderdi” diyen kimi geveze, yalancı ve saptırmacı yazarlara seslenmek gerekiyor...
Hani Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Padişah Vahdettin göndermişti?


Utanmaz, yalancı, sözde tarihçiler

Bu çözümlemeden çıkan sonuç şudur: 

Padişah görev veriyor ama sonra görevden azlediyor. Bu ne yaman bir çelişki?

Bu sözde tarihçi yazarlar bu belgeleri görmüyorlar mı? Mustafa Kemal’in Padişah’a gönderdiği bu önemli telgrafı okumadılar mı?

Bu yazarlar için tarih önemli değil, yeter ki padişahlık alkışlansın, yeter ki Atatürk ve Milli Mücadele alçaltılsın. Kin, nefret, insanlara ne derece yalanlar söyletiyor...

Kadir Mısıroğlu, Mustafa Armağan gibi alternatif tarihçiler düzmece tarih yaratıyorlar.

Mustafa Kemal’in Anadolu içlerine doğru heyecanlı ve maceralı yolculuğunu inceleme ve belgelere dayanarak çelişkileri yakalamayı sürdürülelim.

 

YENİ BİR MODEL

Anadolu'ya geçeli bir ay olmuştu. Mustafa Kemal bu süre içinde bütün ordu birlikleri ile iletişim ve bağlantı sağladı. Milletin durum hakkında bilgi sahibi olmasına ve aydınlatılmasına önem verdi.
Ancak Mustafa Kemal, bu mücadelenin mevcut modelle yürütülüp yönetilmesine imkan olmadığını düşünüyordu. Tayin edilmiş bir komutan, bu güç işi yürütebilir miydi?
Ayrıca, Harbiye Bakanlığı’nın geri çağırma emrine uymamıştı. Bir yandan emre uymuyor, öte yandan “milli teşkilat ve hazırlıkların yönetimini sürdürüyordu”. Bu durumda “asi” yani emirleri yerine getirmeyen bir görevli oluyordu. Bu durum değerlendirmesi aslında Nutuk’ta açıkça belirtilmiştir. Bu değerlendirmeyi yapan Mustafa Kemal şöyle diyor:

O halde yapılacak girişim ve faaliyetlerin bir an önce şahsi olmak niteliğinden çıkarılması mutlaka, bütün bir milletin birlik ve dayanışma sağlayacak ve temsil edecek bir kurul adına olması gerekli idi.”

İşte bu kurulun oluşması ve bu yolda atılan adımlar bundan sonraki bölümlerde ele alınacaktır. Kuşkusuz ilk adım Amasya’da atıldı.


İSYANCI DURUMUNA DÜŞÜŞ

Mustafa Kemal Havza’dan ayrılış günlerindeki durumunu Nutuk’ta şöyle anlatıyor:

Anadolu’ya geçeli bir ay olmuştu... Yapılan geri çağırma emrine uymamış olmakla birlikte, milli teşkilat ve hazırlıkların yönetimine devam etmekte olduğuma göre, şahsen asi (isyan eden) durumuna geçmiş olduğuma şüphe edilemezdi.”

 

Faaliyetlerin kişisel olmaktan çıkarılması


“... karar verdiğim girişim ve çalışmaların köklü ve şiddetli olacağını tahmin güç değildi. O halde, yapılacak girişim ve faaliyetlerin bir an önce kişisel olmak niteliğinden çıkarılması mutlaka, bütün bir milletin birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir kurul adına olması gerekli idi.”

İşte Mustafa Kemal Amasya’da bu kurumsal modelin ilk adımını atma çalışmalarını başlattı.


SINIR TAŞI

Amasya Bildirisi, son derece önemliydi, bir sınır taşıydı. 

Aslında metni Amasya’da Mustafa Kemal, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve duraksayarak da olsa Refet Bele imzalamışlardır. Bu imzalar alınırken, Mustafa Kemal konuyu Konya’da Ordu Komutanı Mersinli Cemal Paşa ve Erzurum’da bulunan Kazım Karabekir Paşa ile de şifreli telgrafla iletişim kurarak, düşüncelerini paylaştı ve onların da onayını aldı. “Amasya Kararları” böylece, Anadolu’daki bütün komutanlarca kabul ediliyordu. Kararlar bir bildiri, bir genelge olarak bütün yurda ve dünyaya duyuruldu.

Atatürk bu sözleriyle, Milli Mücadele’nin kişisel girişimden çıkarılıp kurumsallaştırılması gerektiğini belirtiyordu. 

İşte Amasya Genelgesi bu kurumsallaşma girişiminin ilk adımıdır.




VATANIN BÜTÜNLÜĞÜ, MİLLETİN BAĞIMSIZLIĞI TEHLİKEDEDİR

Amasya kararları, aslında bir “İhtilal Bildirisi”ydi. “Anadolu İhtilali” adlı değerli kitabın yazarı Sabahattin Selek, Amasya kararlarını anlattığı bölüme bu nedenle “İhtilalin Açıklanması” başlığını koymuştur.

Bu kararlar aslında, İstanbul Hükümeti’ne karşı bir “isyan”dı. Kararların gizli 6. maddesi bu yargıyı somut olarak kanıtlar. Önce bildiriyi görelim, sonra gizli 6. maddeyi irdeleyelim.

Bilindiği gibi bildiri şöyledir:

Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.

İstanbul’daki hükümet sorumluluklarını yerine getirememektedir.

Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Milletin  haklarını bütün dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden kurtulmuş milli bir kurulun varlığına ihtiyaç vardır.

Anadolu’nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas’ta milli bir kongre acil olarak toplanmalıdır.”

Bildiri o günkü durumu, “vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.” diyerek açıkça ortaya koyuyordu. Milletin haklarını dünyaya duyurmak için, bağımsız bir kuruluşun varlığına gereksinme olduğu ve bunun için Sivas’ta milli bir kongre toplanacağı belirtiliyordu. 


GİZLİ 6. MADDE

Amasya Kararları altı maddeden oluşuyordu ve 6. maddesi gizliydi. Bildirgede bu madde açıklanmamıştı, sadece bildiriyi imzalayanlar ve Anadolu’daki komutanlar bu maddeyi biliyorlardı. Bu gizli madde şöyledir:

“Askeri ve milli teşkilat hiçbir şekilde yürürlükten kaldırılmayacaktır. Kumanda hiçbir surette terk edilmeyecek ve başkasına bırakılmayacaktır. Vatanın herhangi bir tarafında yeniden ortaya çıkaracak bir düşman işgali karşısında birlikte ve müştereken hareket edilecektir. Silah ve cephane elden çıkarılmayacaktır.”

Kararların ilk beş maddesinin bir bildiri ile kamuoyuna duyurulmasıyla, bütün dünya, ilk kez, Anadolu harekâtının hedeflerini de öğreniyordu. Artık yol haritası belliydi. Milletin bağımsızlığını, vatanın düşman işgalinden kurtuluşunu sağlamak için milli iradeyi egemen kılmak temel hedef olarak belirtiliyor, hareket Erzurum ve Sivas kongrelerine yöneliyordu.


BİLDİRİ’NİN ETKİSİ VE MUSTAFA KEMAL’İN GÖREVDEN ALINIŞI

Kuşkusuz bu “İhtilal Bildirisi”, İstanbul’da duyulunca, gerek Saray’da gerekse Bakanlar Kurulu’nda bir şok etkisi yarattı. İstanbul’daki  işgal güçlerinin yetkilileri de bildiriye çok önem verdiler. 

  Amasya Bildirisi’nin üzerinden 24 saat geçmeden Mustafa Kemal 23 Haziran 1919’da Bakanlar Kurulu kararıyla görevinden alındı. İçişleri Bakanı Ali Kemal bütün illere gönderdiği talimatta:

 “Mustafa Kemal’in hiçbir resmi sıfatı kalmamış olduğundan, bildiri ve emirleri resmi nitelik taşımamaktadır ve emirlerine kesin olarak uyulmamalıdır” deniliyordu. Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa Mustafa Kemal’e gönderdiği telgrafta, tekrar kendisinin acele İstanbul’a dönmesini istedi.


SAVAŞACAK DURUMUMUZ YOK

 İçişleri Bakanı Ali Kemal, illerde valilere gönderdiği telgrafta İstanbul hükümetinin görüşünü şöyle açıklıyordu:

 İşgallerden duyulan üzüntü ne denli büyük olursa olsun, hükümetin ne Yunanistan ile ne de başka bir güçle savaşacak durumu yoktur. Bu nedenle Müdafa-i Milliye (Milli savunma) ya da milli milisler adıyla birlikler hazırlamaya girişmek felaketler doğurur.”

  Bu telgraf, Osmanlı Devleti’nin aymazlığını ve zavallılığını açıkça ortaya koyuyordu.


GÖREVDEN ALINMA
İstanbul’dan telgraflarla Anadolu’ya verilen bu talimatlar sürerken Mustafa Kemal, Amasya’dan ayrılmış, Erzurum’a gitmek üzere Sivas’a doğru yol alıyordu. 25 Haziran 1919’da Amasya’dan hareket eden Mustafa Kemal kafilesi ve 27 Haziran 1919’da Sivas’a ulaşmıştı. 

  Nutuk’ta Mustafa Kemal, kendisinin yetkilerinin alınması ile ilgili olarak, “Bu şifreli talimat genelgesinden, benim ancak Sivas’a vardığım 27 Haziran 1919’da haberim oldu” diyor

  İstanbul Hükümeti’nin bu genelgesi açıkça Mustafa Kemal’i kenara itiyor, görevlerine son veriyor, hatta onu asi, isyan etmiş ilan ediyordu. Mustafa Kemal bu durumda ne yapacaktır? 



AMASYA BİLDİRİSİNİN TARİHSEL ÖNEMİ

Amasya Bildirisi, Milli Mücadele’nin bütün dünyaya ilk kez ilan edilişidir. 

Milli Mücadele’nin meşru zemindeki kökleridir ve bir yol haritasıdır. 

Milli Mücadele’nin hukuksal dayanağıdır.

Bildiri vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını kurtarmanın yolunu “milletin azim ve kararına” bağlamıştı. 

Amasya Bildirisi’nden sonra adım adım Erzurum ve Sivas kongreleri gerçekleştirildi. 23 Nisan 1920’de TBMM kuruldu. 

TBMM kendi düzenli ordusunu kurdu, İnönü Savaşları, Sakarya ve büyük zaferi kazandı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.

 Bildiride belirtildiği gibi vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını, milletin azim ve kararı kurtarmıştır...

 
   

 

Kaynakça: 

Nutuk. 

Gothard Jaeschke, Kurtuluş Svaşı ile İlgili İngiliz Beleleri, 2. Baskı, TTK, 1991.

Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, C.1, S.11.

Sahali R. Sonyel, Gizli Belgelerde Mustafa Kemal Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı, S.38.

Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali.

Alev Coşkun, Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay.

 

Alev Coşkun’un yeni belgelerle ortaya koyduğu bu yazısı yeni hazırlamakta olduğu “Samsun’dan Sonra En Zor 19 Ay” kitabından alınmıştır.

<haber-dikey:1451374 >