Faydalı bilgiler... MİT/Efsane

Faydalı bilgiler... MİT/Efsane

Tayfun Atay / Cumhuriyet
07 Temmuz 2015 Salı, 07:23

Teşbihte hata olmaz: Ritüel ya da ayin, dinin “tiyatro”su; mit ya da efsane, dinin “senaryo”sudur.

Belli bir dinsel geleneği benimseyenler tarafından kutsal sayılan, doğru olduğuna inanılan; evrenin, hayatın, insanın nasıl ortaya çıktığına ilişkin anlatıya “mit” diyoruz. Türkçe karşılık olarak “efsane”yi kullandığımız mitler için bu anlamda “kozmos”un kutsal hikâyesi veya “kutsal senaryo”da denilebilir.

Tanrıların kökenine, yapıp ettiklerine, ahlaki öğreti ve nasihatlerine dair hikâyeler mitlerin içeriğinde yer alır. Evren, doğal ve doğaüstü dünyalar, bunların içinde/arasında insanın yeri, varoluşun anlamı, geçmişi ve geleceği üzerine açıklamalar, her toplum ve kültürde mitlerle kuşaktan kuşağa aktarılır.

Merhum halkbilimci-etnolog Sedat Veyis Örnek, “İlkellerde Din, Büyü, Sanat, Efsane” (1971) adlı kıymetli çalışmasında, mitlerin-efsanelerin, dört temel konu başlığı altında sınıflanabileceğini belirtiyor: (a) Tanrıların nereden geldikleri (teogoni); (b) evrenin nasıl oluştuğu (kozmogoni); (c) insanların nereden geldikleri veya nasıl oluştukları (antropogoni); (d) insanın ve dünyanın geleceği (eskatoloji).

Ancak unutmamak gerekir ki böylesi evrensel ve insan varlığını çevreleyen büyük ölçekli konu ya da soruların dışında, daha küçük ölçekte, “mikro” düzeyde insan topluluklarının yaşamında yer tutan, içeriğinde olağanüstülüklerin yer aldığı anlatılara da efsane denilmekte.

Genelde bütün dinlerin söylemsel içerikleri mitik (efsanevî) anlatılardan devşirilmiş olsa da mitleri sadece küçük ölçekli toplumların inançlarına özgü sayma gibi yanlış ve sorunlu bir eğilim de hâlâ sürmekte. Amerika, Afrika, Avustralya yerli topluluklarının mitleri varken, Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların inanç sistemlerinde mitik ögelerin varlığı pek kabul edilmez. Oysaki üç büyük tektanrıcı dinin kutsal kitaplarında yer alan, bir kısmını bu köşede de değerlendirdiğimiz Yaratılış, Cenneten Kovulma, Tufan, Kurban, Habil- Kabil çatışması gibi pek çok anlatının Sümer toplumunda tespit edilmiş efsanelere kadar izleri-kökenleri sürülebilmekte.

Dolayısıyla denilebilir ki dinlerin hayat, varlık ve varoluşun neden ve nasılına ilişkin insanı inanmaya davet eden söylem malzemeleri, mitlerden köken alır, beslenir. İşte bu anlamda mit, dinin “senaryo”sudur.

Mitler, sözlü kültüre dayalı anlatılar. Yüzyıllar boyunca ağızdan ağıza aktarılarak bugüne geliyor ve öğretici, ahlâkî pek çok hikâyenin yanı sıra insanlık tarihindeki kültürel, ekonomik, politik gelişmeler hakkında da ipuçları barındırıyorlar. Avcılığın başlaması, alet yapımı, ateşin kontrolü, yiyecek üreticiliği (tarım-hayvancılık), cinsellik, ilk ailenin ortaya çıkması, çatışma ve cinayete kadar pek çok olay, mitlerde karşılık bulmuş ve onlar aracılığıyla dinlerin bünyesine girmiştir.

Bu bakımdan mit, karşımıza geçmişi çıkaran bir “şifre”dir. Aynı zamanda da bir tarihsel bilgi malzemesi ve kültür tarihine ilişkin veri kaynağı... Ve bir kültürün mitolojisi, onun ahlâkî ve toplumsal düzeniyle yakından bağlantılıdır.

“Mit”ten söz açıldığında Claude Lévi- Strauss’tan bahsetmemek haksızlık olur. Fransız yapısal antropolojisinin babası, yapısalcı kuramını şekillendirirken mitler üzerinde özellikle durur ve veri malzemesinin önemli bir kısmını onlardan devşirir.

Lévi-Strauss’a göre mit, toplumların doğal/ biyolojik dünya ile insani/kültürel dünya arasında oluşturdukları yapısal karşıtlıklara arabuluculuk etme veya bu karşıtlıkların üstesinden gelme yolunda işlerlik kazandırdıkları anlatılardır. Diğer deyişle, insan-doğa ikili karşıtlığını çözme yolunda bir araçtır mitler...

Bir diğeri de totemizmdir.