Ankara'da fırtına öncesi sakinlik

Şehre ayak basar basmaz bindiğim aracın genç sürücüsüne bütün direkleri, duvarları, yeri göğü kaplayan iktidar partisi liderinin fotoğrafları konusunda düşüncesini soruyorum... Yanıt, “Babamı bu kadar görsem tiksinirim. Yazık harcanan paraya”...

Ataol Behramo?lu
27 Mart 2019 Çarşamba, 22:16

En uzun konuştuğumuz kişi çorap-kitap satıcısı oldu. Çorapla kitabın ilgisini sorduğumda, kitaptan alacağının çorapla ödendiğini söylüyor.

Ankara benim şehrim.

Üniversiteli yıllarımı da kapsayan 1960-1970 arasındaki on yılı, askerlik dönemim dışında, burada yaşadım. Ne kadar değişirse değişsin Ankara başkadır. Ankaralı da...

Nasıl mı, diyeceksiniz. Açık sözlüdür.

Bir de Ankaralı sever şehrini. Orada, biraz da kabuğunun içinde gibi, mutludur. Ev içleri önemlidir Ankara’da. Komşuluk, öyle sanıyorum ki, henüz büsbütün yitirmemiştir anlamını, örneğin İstanbul’umuzdakinden farklı olarak...

Her neyse...

Gazetemiz benden seçim öncesinde Ankara’nın nabzını tutmamı istemekle doğru bir şey yaptı... Bir günde, birkaç saat içinde, ne kadar yapılabilirse artık...

‘Babamı bu kadar görsem tiksinirim’

İstanbul şoförleri motorize haber merkezleri gibidir. Ülkede ve dünyada olanların yorumunu ikiletmeksizin yaparlar. Ankara şoförleri sanki daha suskun, temkinlidirler. Buna karşın şehre ayak basar basmaz bindiğim aracın genç sürücüsüyle konuşmamızdan alabildiğim notların satır başları şöyle: “Maç 90 dakika... AKP’liler dönüyor gibi... Seçim havası yok... Bir sessizlik var... Seçim otobüsleri hiç durmazdı...”

Bütün direkleri, duvarları, yeri göğü kaplayan iktidar partisi liderinin fotoğrafları konusunda düşüncesini soruyorum... Yanıt çok ilginç ve şöyle: “Babamı bu kadar görsem tiksinirim... Adamı görmeme gibi bir şansımız yok... Görmekle göstermekle fikirler değişmez ki... Yazık harcanan paraya...” 

Hepsi sistemin partileri

Oteldeki garson kız, orta yaşlarına yakın, görünüşüyle de küskün, kırık... Soruma ilk yanıtı “ilgilenmiyorum” oldu. Nedenini sordum, yine kısaca “düşüncemle ilgili” dedi... Sonra da “hepsi sistemin partileri” diye ekledi... Bütün partilerin, üzerinde düşünmesi gereken bir seçmen profili...

KIZACAKSINIZ AMA KAHVEDE MANSUR YAVAŞ DIYORLAR

Önünde durduğumuz “limon sıkıcı” (limon sıkacağı) satıcısının ağzında, olması gereken dişlerin yarısı yok, öteki yarısı da varla yok arası...

Halk insanımızın durumu, özellikle bu diş sağlığı konusunda içler acısı. Buna diş sağlığı bile demek mümkün değil, çünkü sağlık için olması gereken diş zaten yok. Bu arkadaş Emirdağlı. Üç çocuğu Avrupa’daymış.

Emirdağ’ın ağırlıkla AKP’li olduğunu söylüyor, fakat zaten orada da çoğu insan yılar önce ülke dışına gitmiş. Onun sözleriyle, “beş katlı apartman, ateş etsen kimseye isabet etmez, çünkü oturan yok...”

Seçim konusunda düşüncesini sorduğumda yanıtı aynen şöyle: “Bir şey söyleyecem...Kızacaksınız ama, kahvede Mansur Yavaş diyorlar...”

Niye kızacakmışız, anlayamadım... Konuşmanın devamında, dişlerin yarısı olmayan ağzından şu sözcükler dökülüyor: “Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu...”

Onun hemen yanı başında, oğul otuzlu, baba altmışlı yaşlarda, iri yarı, düzgün giyimli, iki seyyar satıcı... Çorumlularmış. “Süper satıcı” olarak ün yapmışlar... Sattıkları, “yavru vatan Kıbrıs”tan geldiğini söyledikleri bir çeşit mekanik sofra süpürgesi, kırıntı toplayıcı... Bu aygıtın kırıntıları “karayolları grayderi gibi” topladığını yüksek sesle tekrarlayan oğul satışla meşgul, ben onun yanında ayakta durmakta olan babayla konuşuyorum. Doların, Avro’nun yükselişinin piyasayı altüst ettiğini söylüyor. Sosyal demokrat görüşlü, ciddi bir insan. Mansur Yavaş’ın kazanacağını düşünüyor.

Gerginliğin sakinliği

Ankara’nın nabzını siyaset insanlarıyla, hatta orta tabaka insanlarıyla değil de gerçek halk insanlarıyla tutmak için Hacı Bayram Veli Çarşısı’na doğru yol alırken konuştuğum taksi sürücüsü, “önceki seçim sonuçları beklediğim gibi çıkmadı, ama bu sefer inşallah çıkacak” diyor.

Mansur Yavaş konusunda sorumu “düzgün bir adam, kapasitesi var” diye yanıtladı. O da bir önceki sürücü arkadaş gibi ortamın alışılmadık sakinliğinden söz etti ve “gerginliğin sakinliği, fırtınadan önceki sessizlik” gibi düşündürücü bir değerlendirme yaptı...

Hacı Bayram Veli Çarşısı’nda

Ankara’yı tanıdığımı sanırdım, ama Ulus anıtından yukarı doğru çıkarken soldaki Hacı Bayram Veli Çarşısı’na girdiğimde tanımadığım bir Ankara çıktı karşıma. Tam bir curcuna. Seyyar satıcıların birbirine karışan sesleri.

Kadın, erkek, çoluk, çocuk, bir Suriyeli dilenci kalabalığı. Caminin girişinin sağındaki binanın duvarını çok büyük harflerle enine kaplayan ANKARA SOSYAL BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ tabelası.

Hangi üniversite bu? Arkadaşım, kapatılan İpek Üniversitesi’nin öğrencilerinin aktarıldığı üniversite olduğunu söylüyor... Ayrıca kuruluşu da tartışmalara yol açmış... Bu üniversite de içinde olmak üzere, gerçekten de, sosyal bilimler etüdü yapılması için bulunmaz bir ortam...

Kitaplar bi lira... Çoraplar bi lira

En uzun konuştuğumuz kişi çorap-kitap satıcısı oldu... Kitap ve çorap sergileri yan yana... Onun da, aynen limon sıkacağı satıcısı gibi dişleri olmayan ağzından sürekli olarak “çoraplar bi lira... kitaplar bi lira...” sözleri dökülüyor... Çorapla kitabın ilgisini sorduğumda, kitaptan alacağının çorapla ödendiğini söylüyor... İçinden ancak halkımızın çıkabileceği, çözümü güç sorunlar... Kitaplar, (çoğu küçük oylumlu, risale boyutlu olduğundan kitapçıklar demek daha doğru) dinsel içerikli... Arada şair adlarını ilk kez gördüğüm birkaç şiir kitabı da var... Arkadaşım “Ataol Behramoğlu da var mı?” diye sorduğunda, (O da kim gibi bir soruyla karşılaşmaksızın) “Onlar bizde olmaz” yanıtını alıyor. Bu kez ben, kitap satışları nasıl diye sorduğumda, kitap değil ama çorap satışının iyi olduğunu söylüyor. Sohbet ısınıp da seçime ilişkin sorularımı sıralamaya başladığımda “bi lira bi lira bi lira...ne alırsan bi lira.... abla bi lira... kitap-çorap bi lira...” seslenişleriyle arada bir kesilen söyleşimiz şöyle ilerliyor:

“- Seçim havasını nasıl görüyorsun?

- Zor, karışık yani...

- Nasıl?

- İnsanlar farklı bir şey istiyor.

Zenginlere verdiler verdiler... Fakir iyice fakirleşti.... (bi lira bi lira....kitaplar çoraplar bi lira....) Abi çok zor işler... Millet artık hep avuç açmada, dilenmede... “Bi lira bi lira...” seslenişleriyle öteki satıcının “yavru vatan Kıbrıs’tan karayolları grayderi gibi” seslenişleri birbirine karışıyor... Kitap-çorap satıcısı arkadaşa kendimi tanıttığımda, ciddi bir sahaf olduğunu, kütüphaneler alıp sattıklarını, pahalıları Kızılay’daki sahaflara verdiklerini söylüyor... Genel hava için söyledikleriyse özetle şöyle: “Mecbur değişecek... Sıkıldı insanlar...”

Örtü satıcısı teyze

Oya işlemeli örtü vb. satan, kızı da kendi de dul ve başkaca da bir gelirleri olmayan teyzenin ağzından “Allah bilir, rabbim ne derse o olur” lafından başka, kerpetenle zorlasan laf çıkmıyor... Sonunda dolaysız olarak, lafı eğip bükmeden “Bunlara oy verecek misin, Erdoğan’a oy verecek misin” diye sorduğumda ilk net ve kesin yanıtı alıyorum: “Hayır, hayır, hayır!”

Börekçide

Dönüş öncesinde bir şeyler yemek, azıcık dinlenmek için girdiğimiz börekçi AKP’liye benziyor...

Konuyu ne zaman, nasıl açmalı?

Hesap öderken girişi yapıyorum:

- Çok dilenci gördüm.

- Çok.

- Çoğu Suriyeli mi?

- Suriyeli...

- Türk yok mu?

- Var da onlardan bizimkilere sıra gelmiyor... (Karşılıklı gülüyoruz. Hava ısınıyor.)

- Seçimde bir değişiklik olur mu? Kiminle konuşsan herkes AKP’den dert yanıyor, ama iki insandan biri de oy veriyor... Bu sefer sanki Ankara’da değişiklik olabilir...

- Olabilir... Çünkü geçen seçim bayağı ucu ucuna gitti...Ama dediğim gibi, piyasa çok kötü...Ankara’nın genelinde işler düşük, ben Ulus’u böyle zannediyordum ama öyle değilmiş... her yer böyle... (Ve ekliyor) Bir börek bir çay dokuz lira, insanlar bunu bile yiyemiyor...

Şoförden al haberi

Dönüş yolundaki taksi şoförüyle konuşmamız ise belki en ilginç olanıydı.

- Delikanlı, seçimde kime oy vereceksin diye soracaktım, ama sormuyorum. Tahmin ediyorum kime oy vereceğini.

- Kime verecekmişim?

- Erdoğan’a vermezsin.

- Vermem tabii, vermedim de hiç.

- Neden oy vermiyorsun bunlara, bu kadar reklam, afiş, her tarafta fotoğraflar... (Yanıt vermek yerine radyodaki müzik kanalını değiştiriyor.)

- Delikanlı, bu seçimde Mansur Yavaş’ın çıkma ihtimali kuvvetli değil mi?...

- Oylarını çalmazlarsa...

- Umutsuzluk yaratıyor mu bu?..

- (Radyonun sesini daha çok açıyor)

... Umutsuzluk duyacak bi şey yok ... Çaldırmayacaksın.

- Çaldırılıyor ama...

- Çaldırılıyorsa genel başkanın suçu bu... Başka kimsenin değil...

Ankara’da benim tuttuğum nabız aynen böyleydi...

YARIN: İSTANBUL / ALİ SİRMEN