Selanik’ten insan portreleri

60. Selanik Uluslararası Film Festivali özgün, sıradışı filmleri göstermeyi sürdürüyor. Winona, The Miracle of the Sargasso Sea, Lillian, Swallow güçlü kadın portrelerini sergileyen dikkat çekici yapımlar. Amerikalı Kült yönetmen John Waters tek kişilik gösterisiyle Selaniklilere eğlenceli, kahkaha dolu bir akşam yaşattı.

Aslı Selçuk
08 Kasım 2019 Cuma, 13:31

60. Selanik Uluslararası Film Festivali dünya sinemasının ayrıksı, seçkin örneklerini izleyiciyle buluşturmayı sürdürüyor. John Waters, Joanna Hogg, Albert Serra, Robert Beavers etkinliğe katıldılar, ustalık sınıflarında sinemalarıyla ilgili soruları yanıtladılar.

GÜÇLÜ KADIN PORTRELERİ 

Bu yıl bağımsız, güçlü, yaşama tutunmaya çalışan kadınları betimleyen filmler dikkat çekiyor. 

Winona (Yunanistan) ülkemizde Stone Years (Taş Yıllar/1985), The Brides (Gelinler/2004) filmleriyle tanıdığımız Pantelis Voulgaris’in oğlu Alexander Voulgaris’in (The Boy) çalışması. Herşey sıradan bir yaz gününde adadaki plajın kumsalında geçiyor. İçlerinden hiçbirinin adı Winona olmayan dört genç kadın güneşin sıcaklığının, denizin serinliğinin tadını çıkarıyor. Gün eğlenceli oyunlarla, kız dedikodularıyla, şarkılarla, danslarla, öyküler uydurarak geçiyor. Sonunda genç kadınlar gözyaşlarına boğuluyorlar. Arkadaşlık, sevgi, dayanışma, yas temalarının betimlendiği psikolojik dramda Iro Bezou, Anthi Efstratiadou, Sophia Kokkali, Daphne Potakia, Cleo Ktena çok başarılı bir grup performansı sergiliyor.

Avusturya yapımı Lillian (Andreas Horvath) New York’tan ülkesi Rusya’ya yürüyerek gitmeye çalışan ve yolda kaybolan Lillian’ın gerçek dramatik öyküsü. Rus göçmen Lillian’ın vizesi sona ermiştir. İngilizcesi olmadığı için seks sektöründe iş bulamayan Lillian yaralalı, yaşama savaşımı veren gözüpek bir kadındır. Rusya’ya doğru yürümeye karar verir, yol boyunca türlü insanlarla karşılaşır. ABD’nin tutucu, ırkçı, ayrımcı yüzünü görür. Bu etkileyici yol filminde Lillian rolünde Patrycja Planik etkileyici bir yorum sunuyor.

Swallow (Carlo Mirabella-Davis/ ABD-Fransa), başarılı, yakışıklı Iş adamıyla evli olan Hunter tekdüze, küçük burjuva, konforlu yaşamı, evliliği arasında sıkışıp kalmıştır. Kendinden başka herkesi mutlu etmeye çalışan genç kadın mutsuzdur, bunalmaktadır. Hamile kalınca herkes çok mutlu olur Hunter hariç. Gebelik kitabında hergün farklı bir şey yapın önerisini yutmaması gereken objeleri yutmaya başlayarak yerine getirir. Bu tehlikeli girişimleriyle kişiliğini, varlığını kanıtlamaya çalışmaktadır. Hunter giderek değişmeye başlar, bedeni ve ruhu onu bambaşka yolculuğa çıkarır. Filmin aynı zamanda yapımcısı da olan Haley Bennett, Hunter rolünde parlıyor.

The Miracle of the Sargasso Sea (Syllas Tzoumerkas/Yunanistan) Yunanistan’ın unutulmuş, ücra bir kasabasında yaşamlarını sürdürmeye çalışan Elisabeth ile Rita’nın öyküleri. Rita, yılanbalığı fabrikasında çalışır, annesi ile kardeşi Manolis arasında kalmıştır, Miami’ye gitme düşleri kuran yaşam tutkusunu yitirmiş biridir. Atina’da on yıllık görevden sonra kasabaya sürgüne gönderilen polis memuru Elisabeth hırslıdır, güçlüdür. Dışarıdan sakin, derli toplu görünen kasabada türlü olayların döndüğünü farkeden Elisabeth bu durumu hem kendini hem de Rita’yı kurtarmak için kullanacaktır. Kadın dayanışmasını, ataerkil toplumda kadının mücadelesini anlatan başarılı psikolojik dramda, Yorgos Lanthimos’un Köpek Dişi, Lobster filmlerinde izlediğimiz Angeliki Papoulia, polis memuru rolünde benzersiz bir yorum sunuyor. Yürürken bile psikolojik durumunu bedenine yansıtıyor. . Papoulia, Uluslararası Yarışma’da jüri olarak yer alıyor.

ROMANDAN SİNEMAYA : THE PAİNTED BİRD (BOYALI KUŞ)

Özel Gösterimler bölümünde yer alan The Painted Bird (Vaclav Marhoul/ Çek Cumhuriyeti-Ukrayna-Slovak Cumhuriyeti) Amerikalı-Polonyalı yazar Jerzy Kosinski’nin romanından uyarlanan dram 2. Dünya Savaşı’nda Yahudi çocuk Joska’nın inanılmaz öyküsünü betimliyor. . Ebeveynleri toplama kamplarına götürülen Joska’nın başından sert, acımasız olaylar geçer. Joska büyük bir inat ve güçle yaşama sarılır, küçücük bedeninde büyük bir direnç barındırır. Ödün vermeyen dram insanoğlunun ne denli acımasız olduğunu, karanlık yüzünü gözler önüne seriyor. İzleyicinin seyrederken zorlandığı, rahatsız olduğu filmde Harvey Keitel, Stellan Skarsgard, Julian Sands, Barry Pepper gibi ünlülerin yanında küçük Petr Kotlar olağanüstü oyunculuğuyla şaşırtıyor.

ROY ANDERSSON İLE RUNAR RUNARSSON

İkinci Kattan Şarkılar ) ile İnsanları Seyreden Güvercin filmlerinin yaratıcısı İsveçli Roy Andersson son filmi About the Endlessness’te İsveç toplumundaki iletişimsizliği, yabancılaşmayı kendine özgü kara mizahıyla irdelemelyi sürdürüyor. İsveç’ten insan manzaralarını kısa bölümler halinde anlatan Andersson bu kez dış ses kullanmış. Kırık kalpleri, kayıp ruhları, mutsuz insanları , insancıl merakları betimlerken onun çok özel dekorlarıyla oluşturduğu kafelerde, barlarda, evlerde, iş yerlerinde, tren istasyonlarında buruk, hüzünlü ama aynı zamanda komik bir yolculuğa çıkıyoruz.

Meslekdaşı Andersson gibi Runar Runarsson’da Echo’ da (İzlanda-Fransa) Noel öncesi hazırlığı, Noel kutlamalarını 56 bağımsız skeç halinde işliyor. Noel zamanında insanların iyice çılgınlaştığını, beklenmedik tepkiler gösterdiklerini, kara mizan ve eleştiri  içeren bir anlatımla yansıtıyor. İzlandalılar tıpkı İsveçliler gibi iletişimsizler, duygularını dışa vurmakta zorlanıyorlar. Noel onların duygularını, tepkilerini en çok dışa vurdukları zaman denilebilir.

JOHN WATERS’DAN TEK KİŞİLİK GÖSTERİ 

Kült yönetmen-oyuncu-senarist-şovmen-sanatçı John Waters The Filthy World adlı tek kişilik şovuyla herkese unutulmaz bir akşam yaşattı. Şovunu dünyanın çeşitli kentlerinde sunmaya 15 yıl önce başlayan Waters başarılı bir nörotik olmanın, mutluluğun ipuçlarını herkesle paylaştı. Donald Trump, ABD’in de silahlanma, uyuşturucu, eşcinsellik, gay kültürü, filmlerini, gözde oyuncularını mizahi, eleştirel bir dille anlatan John Waters Olympion’u dolduran izleyiciye coşku, kahkaha dolu bir zaman yaşattı. Şovunu tamamladıktan sonra soruları yanıtlayan yönetmen Serial Mom’daki (Belalı Anne) beyaz ayakkabılara gelince beyaz renk konusunda tam bir faşist (!) olduğunu açıkladı. Büyük bir Chucky hayranı olduğunu da belirtti. Jane Bowles’ın Two Serious Ladies adlı kitabın en sevdiği kitap olduğunu, çocuklarınızı iyi yetiştirmek istiyorsanız onlara bol bol kitap okutun önerisinde bulundu.