Can Göknil’in retrospektif sergisi Bozlu Art Project’te sanatseverleri bekliyor

Sanatçı Can Göknil’in 50 yıla yaklaşan sanat hayatının bir dökümünün yer aldığı retrospektif sergi, Bozlu Art Project’te sürüyor. 23 Mart’a dek devam edecek sergi vesilesiyle bir araya geldiğimiz Göknil ile bir söyleşi yaptık. ‘Sanatım apaydın’ diyen Göknil ‘Yaşam uçurumlarla dolu. Kenarından sıyrılırsak şanslıyız’ diyor.

Emrah Kolukysa
15 Şubat 2019 Cuma, 23:14

Uçuculuk” muhtemelen Can Göknil’in eserlerinde bana ilk geçen his. Sadece figürlerinin inceliğinden, varla yok arası hallerinden değil, biraz da kompozisyonların mekânsızlığından, sanki havada durur gibi oluşlarından belki. Tüm o masalsı hava da biraz bundan gelmiyor mu aslında? Bir yanıyla fantastik ve mistik ama bir yanıyla da naif ve çocuksu...

Bozlu Art Project’in Şişli’deki Mongeri Binası’nda süren retrospektif sergiyi gezerken odalar ve katlar arasında beni çevreleyen resimlere, heykellere ve kitaplara baktığımda başka bir âleme girip çıktığımı, şiirsel, oyunbaz ve muzip bir bütünle karşı karşıya olduğumu gördüm. Tüm bunların ışığında Can Göknil ile yaptığımız söyleşide onun bu yönlerini biraz deşmeye çalıştım sizin için. n Bozlu Art’ın Mongeri binasında süren retrospektif serginizi gezerken ilk dönem işlerinizle, bir süre keskin bir şekilde ayrıldığınızı hissettim. Tarzınızda bariz bir değişiklik yaşamışsınız gibi geldi bana. Ne oldu da bu kopuşu yaşadınız?

Bozlu Sanat için retrospektif sergi hazırlığımızda ulaşabildiğimiz en erken tablolarım 1972 tarihli. New York yıllarımızda yapmış ve sergilemiş olduğum o tablolardan geriye kalan birkaç tuval ilk İstanbul sergimde (1974, Melda Kaptana Galerisi) alıcılarını buldu. Onları yeniden karşımda görünce gençliğimle tokalaştım. Sergidekiler 28 yaşımda yaptığım çalışmalar. Tarzım henüz gelişmemişti ama özgün adımlarla ilerleyebileceğimi duyumsamıştım. Çünkü New York’ta yaşıyorduk. Dünyanın sanat merkezindeki sergileri izliyordum ve özgün sanatı tanımıştım. Sonraki yıllarda resimlerimi “soymaya” başladım. Dokulardan yavaş yavaş arındım. Yalınlaştıkça öze inmeyi amaçladım.

Masallar, mitler, efsaneler, tılsımlar, muskalar ve tabii kitaplar sizin için önemli bir ilham kaynağı. Bunlar neden önemli bu denli sizin için?

Yabancı okullar, üniversiteler, farklı ülkelerde çalışmak/yaşamak bana Batı kültürünü öğretti. Ama bir önceki sorunuzda belirttiğim “öz”ü vermedi. Sanatçı kimliğimi geliştirebilmek için özü kendi çabalarımla aradım. Kitaplar içinde yolcu oldum. Halkımızın izini sürdüm. Tarihini, inançlarını, bu inançların gerektirdiği davranışları ve hikâyeleri, efsaneleri, mümkün olduğunca arkeolojik bulgularla eşleştirerek incelemeyi sevdim. Çünkü okudukça, bilgilendikçe, not tutmakla birlikte resim de çiziyordum. Kimi kez o çizimler tablolara, sergilere veya kitaplara dönüştü.

Öte yandan neredeyse çocuksu diyebileceğim aydınlık, her şeye hep olumlu tarafından bakan bir bakışınız var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

“Kader” de sergi konularımdan biriydi. (2004, Milli Reasürans Galerisi) Kadere inanacak olursam kısmetli birisiyim. Hayat bana cömert davrandı. Bizim ortamımızda sevgiyi yaşıyoruz, sevgiyle yaşlanıyoruz. Doğaya yürekten bağlıyız. Belki de bu nedenlerle çocuksu ruhumu koruyabildim. Sanatım apaydın. Oysa biliyorum ki yaşam uçurumlarla dolu. Bunu resimlerimde görürsünüz, kimi kez olta iğneleri sarkar, tam da başınızın üzerine. Kenarından sıyrılırsak şans bizden yana. Tarih boyunca insan genelde kaderini tanrılara/Tanrı’ya emanet etmiş ama, yıllar boyunca da kendi kaderini bilmek/düzenlemek için muskalar, tılsımlar, muhtelif fallar, kurşun dökmek gibi koruma yöntemleri geliştirmiş. Okuması keyifli, uygulamalar çok renkli. Kader yoruma açık bir konu olduğu için sergi alanıma girmişti. 

Eserlerinizde figürler hep sanki boşluk içinde asılı duruyorlar, bir mekânda değiller ya da bir mekâna hapsolmamışlar demeli belki de... Bu mekânsızlığın sizde nasıl bir karşılığı var?

Ne güzel tanımladınız! ‘Mekân’a ait değiller. Onlar hayal çünkü. Bulut gibi değişken, özgür. Sınırsız olmalılar. Yoruma açık. Renklerim de öyle. Huzurlu sanki. Huzur sevginin içinde var olabiliyor. Sevgi, gücünü doğadan alıyor. Hayvan doğaya ait. İnsan da öyle. Gerçi insan bunu unutmuş. Anımsatmak istiyorum ben de. Var böyle bir dünya. Sanat var. Bana sorduğunuza göre sanat ve hayal ikiz kardeşler. Bilim dünyasının temeli de hayal olmalı. Önemli keşifler önceleri sadece hayal değiller miydi?

Kapsamlı bir biyografi

Can Göknil’in sanatına ve hayatına odaklanan geniş kapsamlı bir de kitap var sergiye eşlik eden. Oğuz Erten’in imzasını taşıyan ve Bozlu Art Project etiketiyle basılan kitapta Göknil’in hayatının önemli başlıkları, sanat yaşamının tüm durakları ve açtığı sergilerin dökümü yer alıyor. Çok sayıda fotoğrafın da kullanıldığı kitapta Can Göknil’in eserlerinden seçmelere de yer verilmiş.

Bazı resimleriniz de aklıma Chagall’ı getirdi doğrusu. Sever misiniz Chagall’ı?

Chagall’ı kim sevmez! O hayal efendisi kaçımıza kılavuz olmadı ki.. Köyüne, köylüsüne bağlı, gelenekleriyle mutlu, eşleriyle, kız kardeşleriyle, doğasıyla, hayvanlarıyla yurdunu sevmiş. Fakirmiş derler ama hayalleriyle çok zengin. Orijinal eserleri dahil, tablolarını aşkla izlediğim Chagall ustam.

Sanatçı Anıları seriniz de beni çok etkiledi açıkçası. Hatta sergideki eserlerden birinin arkasında İlhan Berk’in kendi el yazısıyla yazdığı anıyı da gördüm. Nereden çıktı böyle bir seri hazırlamak?

Sekiz yıllık aradan sonra İstanbul’a dönünce kendimi yalnız hissettim. Sanat ortamına yabancıydım. Sanatsever ailem bizim yokluğumuzda eve gazeteyle gelen Milliyet Sanat dergilerini ve Cumhuriyet gazetelerindeki kültür/ sanat bölümlerini bana biriktirmişler! “Buralarda ne var ne yok, bir göz atarsın,” demişti güzel annem. Günün sanatçılarını böylece tanımıştım. Pek çoğunu sevmiştim hem. Belki de yalnızlık duygumdan onlara mektup yazmıştım. “Anımsadığınız küçüklük anılarınızı bana yazar mısınız?” diye sormuştum. Beni tanımasalar da Nedim Günsür, İlhan Berk, Füsun Onur, Burhan Uygur gibi isimler bana epey uzun uzun cevap yazmışlardı. Bu anılardan yola çıkarak resimler yaptım ve önceden haber ederek mektup fotokopileriyle Taksim Sanat Galerisi’nde 1977 yılında sergiledim. Orijinal yazılar bende, belki kitap yaparım ileride. 

Çocuk kitapları da yazıp resimliyorsunuz bir yandan. Bunu hayatınızda nereye koyuyorsunuz?

Ne hissediyorsunuz doğrudan çocuklar için bir şey yaparken? Yetişmiş insanlar olarak bilgilerimizi, deneyimlerimizi sonraki nesillere aktarmamız gerekiyor bence. Görsellik, öykücülük, mizah resmimde var zaten. Çocuklar için yazıp çizerken zorlanmıyorum. Görsel sanat ve edebiyatla çocuklar küçüklükten tanışsınlar istiyorum. Resimli kitaplar onların bu yolda ilk deneyimleri.